Ben senin bana bağlanabilme ihtimalini sevdim

TÜSİAD’ın yayın organı Görüş dergisinin Haziran 2012 sayısı için yazılmıştır.

Kıbrıs, Türkiye’nin kürkçü dükkanıdır. Ne olursa olsun, nerelere açılırsa açılsın Türkiye’nin sonunda dönüp dolaşıp geleceği yer burnunun dibindeki küçük adanın büyük meselesidir. Türkiye Kıbrıs’ı bıraksa, Kıbrıs Türkiye’yi bırakmaz.

Sultan 2’nci Selim, Lala Mustafa Paşa’yı Kıbrıs’ı fethetmeye gönderirken 500 yıl sonra bile açılamayacak bir kilidi kurduğundan habersizdi muhtemelen.

Türkiye’de sokaktaki insandan kıdemli diplomata kadar hemen herkesin yaka silktiği bir meseledir Kıbrıs; bir avuç meraklısı ya da ilgilisi dışında kimse bulaşmak istemez.

Yıllar önce Kıbrıs’ın kıdemli siyasetçilerinden Glafkos Klerides’ten dinlediğim bir anekdot var: Klerides hukuk fakültesini bitirir bitirmez soluğu babasının avukatlık bürosunda alır. Ne yapıp edip bir an önce kendisini babasına ispat etmek ister. On yıllardır çözülememiş bir davayı üstlenmekte karar kılar. Sıkı çalışıp bir sonraki duruşmada davayı kazanıp sonlandırır. Müjdeyi vermek üzere babasına koşar. Övgü beklerken şu yanıtı alır: “İyi halt ettin, yıllardır o davadan ne paralar kazandım ben biliyor musun?”

Kıbrıs meselesinin içinden çıkmak o davayı sonlandırmak kadar kolay değil elbette.

Türkiye’yi son 50 yılda adeta esir almış, savaşa sürüklemiş, iç politikasında çalkantılara, dış politikasında savrulmalara zemin hazırlamış, kimilerinin ‘yavruvatan’ kimilerinin ‘başa bela’ olarak gördüğü bir mesele söz konusu ne de olsa.

Halihazırda epeydir lafta kalmış da olsa Türkiye’nin bir numaralı staretejik hedefini, Avrupa Birliği’ne tam üyeliği, ipoteğe alan da yine aynı mesele.

Bir kenara not ettiğim bir gözlemim var: Kıbrıs, Türkiye’nin kürkçü dükkanıdır. İster medeniyetler köprüsü ya da dünyanın bilmem kaçıncı ekonomik gücü, ister Ortadoğu’nun lider ülkesi ya da ABD’nin bir numaralı müttefiki… İster Güney Amerika’ya ya da İslam alemine, ister Afrika’ya ya da Uzakdoğu’ya… Ne olursa olsun, nerelere açılırsa açılsın Türkiye’nin sonunda dönüp dolaşıp geleceği yer burnunun dibindeki küçük adanın büyük meselesidir.

Türkiye Kıbrıs’ı bıraksa, Kıbrıs Türkiye’yi bırakmaz. Kaçabilir ama sonuna kadar saklanamaz.

Kanıt mı?

1878’de İngilizlere ‘kiraladığı’ adadan 1924’te Lozan Anlaşması’yla elini eteğini çeker Türkiye. Aradan 30 yıl geçer. ‘Kıbrıs diye bir mesele yok’muş gibi yapılır yıllarca. Derken adadaki gelişmelerin de etkisiyle 1950’lerin ortalarına kadar Türkiye kendini yeniden Kıbrıs’ta bulur. Bir gün ‘Ya Taksim ya Ölüm’ diye, öbür gün ‘Kıbrıs Türk’tür, Türk kalacaktır’ diye yer gök inletilir. Hatta o hengamede, Türkiye tarihinin en kara sayfalarından birisi, 6-7 Eylül Olayları yazılır ne yazık ki.

Bir başkası: 1974’te Türkiye adaya askeri müdahale düzenler. Türkiye bir kez daha ‘meseleyi çözmüştür.’ Kendinden o kadar emindir ki ‘Kıbrısçılar’ bir oldubittiyle 1983’te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edilir. Ama halledildiği zannedilen mesele çok geçmeden Türkiye’nin bir numaralı dış politika sorunu olur.

Son kanıt yakın geçmişten. AK Parti, 2000’lerin başında o güne kadar hiçbir iktidarın cesaret edemediği bir hamleyle sorunu, makul ve mantıklı bir anlaşma yoluyla çözmek için siyasi irade ortaya koyar. Gelgelelim Rumlar oyunbozanlık eder. Türkiye üzerine düşeni yapmıştır yapmasına ama tek bir doğru geçmişin onca yanlışını düzeltmeye yetmemiştir işte. Kıbrıs Cumhuriyeti AB’ye tam üye olur, Kıbrıslı Türkler tecritte yaşamayı sürdürmek zorunda kalır.

Çabasının karşılıksız kalması AK Parti’yi de zaman içinde selefleriyle aynı noktaya getirir ve çember tamamlanır. Türkiye’nin Kıbrıs politikası aslına rücu eder: Öyle bir sorun yoktur aslında, varsa da müsebbibi Türkiye değildir.

Üç aşağı beş yukarı bu noktadayız bugün. Tam olarak ne yapacağını bilemeyen bir halde… Öyle olmasa bir ülkenin hükümeti aynı anda hem Kıbrıs’ta federal bir çözüm için, hem KKTC’nin -olmayan- bağımsızlığının tanınması için çaba göstermekten söz edebilir mi? AB’yle tam üyelik müzakereleri yürütürken üstelik…

Öyle olmasa AK Parti’nin vitrinini süsleyen bakanlardan Egemen Bağış, Kıbrıs’ın Türkiye’ye bağlanma olasılığından söz eder mi, edebilir mi? Hem de AB Bakanı ve Başmüzakereci olarak böyle bir olasılığın gerçekleşemeyeceğini çoktan ve etraflıca kavramış biri olması gerekirken. Dahası Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Yunanistan’ın, AB’nin, BM’nin ne yapacağını Kıbrıslı Türklerin ne diyeceğini, ne düşüneceğini kale almadan… Onlar istiyor mu bakalım Türkiye’ye bağlanmayı diye bir soruya gerek görmeden…

Nedense Türkiye oldum olası pek bir sevmiştir bu olasılığı. Neredeyse periyodik olarak nükseden, hesapsız kitapsız bir sevmedir bu. Çözüm rotasından uzaklaşıldıkça sığınılan ilk liman gibidir. Ne getireceği, ne götüreceği, kimin ne deyip ne yapacağı pek düşünülmez.

‘Aslına rücu’ sürecinden replikler de sergiledi Bağış o demecinde. Kendisini eleştiren muhalif Kıbrıslı Türk politikacı ve gazetecilere nicedir unuttuğumuz, unutmak istediğimiz ‘Rum sempatizanı’ gibi bir laf etti mesela. Başbakan’ın aynı insanlar için sarf ettiği ‘besleme’ye göre hayli kibar kalsa da zihniyet aynı zihniyet.

Kıbrıs sadece Kıbrıs’tan ibaret olsa durum idare edilebilir belki. Ama heyhat! Sorun, Türkiye’nin AB’yle üyelik müzakerelerinin de kilidi bugün.

Evet, 6,5 yıl geride kaldı AB’yle tam üyelik görüşmelerine başlayalı. Ne demek müzakere? 35 başlıklı bir ev ödevi var Türkiye’nin. Bu ödevlerini birbir yerine getirecek ki tam üyelik için AB’nin kapısına dikilebilsin. Peki durum ne?
35 başlıktan 8’i Kıbrıs nedeniyle vetolu, açılamıyor. Ne demek peki Kıbrıs nedeniyle?
Türkiye AB’yle tam üyelik müzakerelerine başlarken bir taahhütte bulundu. Kısaca anlatmak gerekirse süreç gereği Kıbrıs Cumhuriyeti’ne uyguladığı ‘ambargo’ya son verecek, deniz ve hava limanlarını Kıbrıs gemi ve uçaklarına açacaktı. Siyasi nedenlerle taahhüdüne yerine getirmedi Türkiye. AB de buna karşılık 8 başlığın açılmasını veto etti.
Yine aynı nedenle müzakeresi bitse bile hiçbir başlık kapatılamıyor. Dön dolaş Kıbrıs anlayacağınız…
Kürkçü dükkanı demem boşuna değil.

TÜSİAD’ın yayın organı Görüş dergisinin Haziran 2012 sayısı için yazılmıştır.

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Kıbrıs içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s