Başkanın yolu

Tempo yazısı: ABD başkanlık seçimlerinin püf noktası şu: Sonucu adayların hangi eyalette ne kadar oy aldığı değil, o oylar sonucunda toplamda kaç ‘seçici’ çıkardığı belirliyor.

Amerikalılar yarın ya Barack Obama’ya ‘Devam’ diyecek ya da ‘Tamam’ deyip  Mitt Romney’yi ABD’nin 45’inci başkanı yapacak.

Anketler ilk günden bu yana Obama’yı favori gösterse de bir Romney sürprizi de pekala mümkün. Amerikalıları heyecanlı bir seçim akşamı bekliyor denebilir.

6 Kasım, maratonun son etabı. ABD başkanlık seçimleri uzun, coşkulu ve biraz da karmaşık bir yarış. Meraklısına notlar…

SEÇİM SÖZLÜĞÜ

Yerel meclis (Caucus): Parti üyeleri ve aktivistlerden oluşuyor. Müzakere sonucu ön seçimde partilerinin hangi adayını destekleyeceklerine karar verip delege atıyorlar.

Ön seçim (Primary): Çoğu eyalette hangi adayın destekleneceğine yerel meclis kararıyla değil seçimle karar veriliyor. Buna ön seçim deniyor.

Delege: Ulusal kurultayda oy kullanarak aday tercihinde bulunan parti üyesi. Eyaletlerdeki yerel meclisler tarafından ya da ön seçimlerle belirlenirler. Delegelerin eyaletlerinin tercihi doğrultusunda oy kullanması beklenir.

Ulusal kurultay (National convention): Delegelerin oy kullanıp partinin başkan ve başkan yardımcısı adayını belirlediği toplantı.

Seçici kurul (Electoral college): ABD’de başkan ve başkan yardımcısı resmi olarak halkın değil, halkın belirlediği bir seçmen topluluğunun oyuyla seçiliyor. Bir başka deyişle sandık başına giden 100 milyonu aşkın Amerikalı, başkan ve başkan yardımcısı için oy kullanırken gerçekte o seçimi yapacak seçmen topluluğunu belirliyor. 50 eyaletten ve eyalet sayılmayan District of Columbia’dan (D.C.) seçilen bu 538 kişilik topluluğa seçici kurul deniyor.

Eyaletlere Kongre’deki (meclis artı senato) temsilcileri kadar seçici belirleme imkânı tanınıyor. Senatör sayısı her eyalet için aynı: İki. Bir eyaletin meclise kaç vekil göndereceği ise nüfusuyla orantılı.

Toplam temsilci sayısı bu yıl California için 55, Texas 38, New York ve Florida için 29’ar, Illinois ve Pennsylvania için 20’şer, Ohio için 18, Washington için 12… Bir eyalette seçmenlerin çoğunluğunun oyunu alan aday o eyaletteki tüm seçicileri de kazanmış sayılıyor (Nebraska ve Maine hariç).

Peki seçiciler nasıl göreve geliyor? Ya partilerinin eyalet teşkilatlarınca aday gösterilerek ya da eyalet çapında düzenlenen kurultayda yarışarak… Kimlerin seçici olabileceğine ilişkin bir düzenleme yok. Kurul genellikle kalburüstü ve muhakemesine güvenilen insanlardan oluşuyor. Ancak anayasa gereği temsilciler meclisi üyeleri, senatörler ve üst düzey yetkililere seçicilik yolu kapalı.

Seçici oy (Electoral voting): Seçmenlerin belirlediği seçiciler bir sonraki ay oylarını kullanıp ABD başkanını resmen ilan ediyor. Her seçicinin başkan ve başkan yardımcısını seçmek için bir oyu var. Dolayısıyla örneğin üç seçicisi bulunan D.C.’den üç oy atılıyor başkan ve yardımcısı için.

Bir adayın başkanlık koltuğuna oturabilmesi için en az 270 seçicinin oyunu alması gerekiyor. Peki ya eşit, yani 269’ar seçici çıkarırlarsa? O durumda başkan Temsilciler Meclisi’nde basit çoğunlukla belirleniyor. Olmaz demeyin. Thomas Jefferson 1801’de, John Quincy Adams da 1825’te öyle seçildi.

Sistemin püf noktası şu: Sonucu adayların hangi eyalette ne kadar oy aldığı değil, o oylar sonucunda toplamda kaç seçici çıkardığı belirliyor. Bu yüzden en fazla seçmenin oyunu almak demek en fazla seçicinin oyunu garantilemek, dolayısıyla başkan seçilmek demek değil. Yakın tarihten bir örnekle açıklayayım: 2000 seçimlerinde George W. Bush yüzde 47.9, Al Gore ise yüzde 48.4 oranında oy aldı. Ne var ki Cumhuriyetçiler toplamda iki fazla, yani 271 seçici çıkardığı için seçimin galibi Bush ilan edildi.

Cephe eyalet (Battleground state): Demokratlarla Cumhuriyetçilerin üç aşağı beş yukarı eşit biçimde dağıldığı, dolayısıyla her iki adayın da kazanabileceği eyalet. Değişken (Swing) ya da Mor da (Purple) deniyor. Özellikle Florida, Pennsylvania ve Ohio kastedilir. Adaylar en sıkı mesaiyi cephe eyaletlere ayırıyor.

Kırmızı eyalet (Red state): Cumhuriyetçilerin çoğunlukta bulunduğu eyalet. Listebaşı Texas. Georgia, Arizona ve Tennessee de kırmızı eyaletlerden.

Mavi eyalet (Blue state): Demokratların çoğunlukta bulunduğu eyalet. En başta California New York, Illinois ve Washington var.

SİSTEM FARKLARI

ABD’de yalnız başkan ve yardımcısı tüm vatandaşların katılımıyla seçiliyor. Başkan seçilebilmek için 35 yaşından gün almak, ABD’de doğmak ve en az 14 yıl ABD’de yaşamak gerekiyor.

Başkan her şeyden önce hükümetin başı. Kongre’nin çıkardığı yasalar başkanın onayından geçmek zorunda. Başkanın veto ettiği bir yasanın yürürlüğe girme olasılığı yok denecek kadar az.

Buna karşılık başkan bizzat yasa çıkartamıyor. Ancak bir Kongre üyesi aracılığıyla yasa önerebiliyor.

Başkan aynı zamanda devletin de başı ve başkomutan. Uluslararası anlaşmalar imzalama yetkisi var. Ancak yürürlülük için Kongre onayı şart. Savaş ilan etmek için yine Kongre’den yetki alması gerekiyor.

Başkan en fazla iki dönem görev yapabiliyor. İlk başkan George Washington’ın başlattığı bir gelenekti bu. Franklin D. Roosevelt’a kadar tüm başkanlar Washington’ın izinden gitti. Roosevelt geleneği bozarak dört kez başkan (1933-1945) seçildi. 1951’da yasayla görev süresi iki dönemle sınırlandı.

Başkan bakanlarını kendisi seçiyor. Ancak bakanların göreve başlayabilmek için Senato tarafından tek tek onaylanması gerekiyor.

Başkana maaş sorulur mu? Sormanıza gerek yok. Biliniyor. Obama’nın maaşı 400 bin dolar. Yıllık tabii ki. Yardımcısı Biden’ınki ise 221 bin dolar.

EN PAHALI SEÇİM

Amerikalılar bu ay temsilci ve senatörlerini de seçecek. Başkanlık seçimiyle birlikte seçim ayında harcanacak paranın 5,8 milyar doları bulması bekleniyor. 2012 Londra Olimpiyat Oyunları bütçesinin neredeyse yarısı.

Amerikalıların geçen yıl yalnızca patates cipsine 7 milyar dolar harcadığı ya da Facebook’un piyasa değerinin 50 milyar doların üstünde seyrettiği düşünülürse fazla değil belki bu rakam. Ama sözgelimi 49 milyon dolara mal olan Britanya seçimleriyle kıyaslanırsa dünyanın açık ara en pahalı seçimlerinin ABD’de yapıldığından kuşku yok.

Seçim ayından en kârlı çıkan sektör ise medya: Paranın yarısı başta televizyon olmak üzere reklâmlara gidiyor.

Amerika’da seçim harcamalarının önünde hiçbir yasal kısıt yok. Şirketler ve sendikalar destekledikleri adayın kampanyasına istedikleri kadar bağış yapabiliyor. Bu bağışlar, ifade özgürlüğü kapsamında anayasal güvence altında.

Ne var ki araştırmalara göre harcanan milyarlarca doların seçim sonuçlarına etkisi yok denecek kadar az. Pahalı kampanyaların amacı yeni seçmen kazanmaktan ziyade mevcut seçmeni sandığa gitmeye teşvik etmek.

Tempo, Ekim 2012

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s