Birlik ruhundan ayrılık havasına

Ekonomik kriz Avrupa’da sadece halklar arasındaki dayanışmayı değil, o halkların kendi içindeki birlik beraberliğini de çatırdatıyor. İskoçya, Katalanya, Flamanya ve Padanya bağımsızlık peşinde.

Aralık 2012, Görüş/TÜSİAD

Ekonomik kriz Avrupa siyasetinde sarsıcı bir yan etkiye yol açtı: Öteden beri merkezle yollarını bir biçimde ayırmak isteyen bölgeler, düpedüz bağımsızlık ister oldu.

Devletlerin toprak bütünlüğü ilkesi ile halkların self-determinasyon ya da kendi kaderini tayin hakkı, siyaset teorisinin düşman kardeşleri arasında yer alır. Literatürde uzun yıllar boyunca genel geçer kural şuydu: Demokrasinin gelişmesi, refahın artıp tüm ülkeye yayılması ve sosyoekonomik standartların yükselmesine koşut olarak mikro-milliyetçilik ehlileşir.

Soğuk Savaş döneminde ayrılıkçı akımların sosyal ve ekonomik açıdan görece geri kalmış ya da farklı etnik-dini-kültürel aidiyetleri nedeniyle baskı görmüş halklar arasında kök salması, bu genel geçer kurala destek sağladı. Soğuk Savaş’ın ardından Yugoslavya ve Sovyetler Birliği’nin baş döndürücü bir hızla dağılması aynı kuralın geçerliliğine yoruldu.

Kaideyi sarsan istisnalar

Elbette bazı istisnalar vardı. Mesela Kanada’da Quebec. Ne baskı altındaydı ne de geri kalmıştı Kebek. Tam tersi. Ama 40 yıldır bir bağımsızlık rüzgârıdır esiyordu bölgede (Son olarak geçen eylül ayındaki seçimlerden de kurulduğu 1968’den bu yana Kebek’in bağımsızlığını savunan Parti Quebecois oyların yüzde 32’sini alarak bir kez daha zaferle çıktı).

Bugün itibarıyla Katalanya İspanya’dan, Flamanya Belçika’dan, İskoçya Britanya’dan ve Padanya İtalya’dan ayrılmanın yolunu arıyor.

Krizin getirdiği argüman

Şu bir gerçek ki söz konusu bölgelerde ekonomik açıdan ‘her şeyin yolunda gittiği’ 1990’lar ve 2000’lerde de söz vardı benzer arayışlar. Ancak ekonomik kriz ayrılıkçı hareketlere son derece güçlü bir argüman kazandırdı.

Bu argümanı en ‘veciz’ haliyle bağımsızlık yanlısı Flaman lider Bart de Wever dile getirdi geçenlerde: “Flamanlar inek gibi sağılmaktan bıktı.” Wever’in İtalyan dava arkadaşı Kuzey Birliği lideri Roberto Maroni daha açık sözlüydü, “Güney İtalya’nın Yunanistan’dan farkı yok. Artık yeter” derken. Madrid hükümetini ‘kepçeyle alıp kaşıkla vermek’le suçlayan Katalanya Başbakanı Arturo Mas da ‘herkesin kendi yağıyla kavrulması’ görüşünde.

Tüm bu mesajlardan çıkan sonuç şu: Zengin bölge halkları, fakir bölge halklarını daha fazla sırtında taşımak istemiyor (Aslında Yugoslavya’nın parçalanma sürecinde de gözlemlenen bir dinamikti bu. İlk ayrılık bayrağını açan cumhuriyetlerin görece zengin Slovenya ve Hırvatistan olması rastlantı değildi).

İskoçya bir adım önde

Buna karşılık bugün itibarıyla ayrılık yolunda en somut adım tersine bir refah farkının gözlendiği Britanya’da atıldı. İskoçyalıların bağımsızlık isteğine nicedir direnen, çareyi ara formüller (devolution) geliştirmekte arayan İngilizler sonunda pes etti ve İskoçya’nın Britanya’dan bağımsızlık için referandum düzenlemesine onay verdi. Evet, İskoçyalılar 2014’te sandık başına gidip ‘Devam’ ya da ‘Tamam’ diyecek. Yeri gelmişken tarih olarak 2014’ün seçilmesi rastlantı değil. Çünkü 2014 İngilizlere karşı kazanılan İskoç bağımsızlık savaşının da 700’üncü yılı.

İskoçyalıların bir ‘sağılma sendromu’ yaşadığı ileri sürülemez. 5.2 milyon nüfuslu İskoçya kişi başına düşen milli gelirde AB ortalamasının üstünde ve fakat Britanya ortalamasının altında seyrediyor öteden beri. Dahası Britanya, dolayısıyla da İskoçya şu ana kadar ekonomik krizden fazla etkilenmiş sayılmaz. Buna karşılık uzun uğraşlar sonucunda Londra’yı bağımsızlık referandumuna ikna eden Ulusal Parti’nin giderek güçlenmesinde, Britanya genelinde üniversite harçlarının ve sağlık katkı paylarının yükseltilmesinden İskoçya’yı muaf tutmayı başarmasının payı var. Daha önemlisi İskoçyalıların Kuzey Denizi’nin petrol, doğalgaz ve balıkçılık gelirinin tamamen kendilerine kalması gibi kayda değer bir beklentisi söz konusu bağımsızlıktan. Nihayet, Ulusal Parti lideri Alex Salmond, İngiliz bayrağından kurtulmaya can atıyor ama İngiliz poundundan vazgeçmeye hiç niyeti yok.

Bağımsızlık çantada keklik değil. Halihazırda ‘Britanya’dan ayrılalım’ diyen İskoçyalıların oranı yüzde 30-40’larda seyrediyor. Ancak, ‘işin ciddiye binmesi’ zaman içinde bu oranı yukarıya çekebilir. Sonucu belirleyecek etken ise Ulusal Parti’nin halkı ayrılığın muhtemel ekonomik getirilerine, bir başka deyişle daha müreffeh bir sosyoekonomik düzene giden yolun, bağımsızlığa giden yoldan geçtiğine ne ölçüde ikna edebileceği.

Katalanya dünden hazır

Ayrılıkçı bölgeler içinde siyasilerin halkı bağımsızlığa ikna etmek için fazla mesaiye pek gerek duymayacağı adres hiç kuşkusuz Katalanya. Bağımsızlık dinamiğinin taraftarlık dahil (‘Barcelona bir kulüpten çok fazlasıdır’) son derece güçlü sosyal ve kültürel kodlara dayandığı bölgede, ekonomik kriz bir ‘çarpan’ etkisi meydana getirdi. Son dört yılda, yani krizin başlangıcından bu yana bağımsızlık isteyenlerin oranı ikiye katlanarak yüzde 70’e dayandı. Kaldı ki Katalanların yine ezici çoğunluğu içine düştükleri mali krizden de merkezi hükümetin maliye politikasını sorumlu tutuyor.

İspanya nüfusunun yüzde 16’sını oluşturan Katalanlar toplam milli gelirin yüzde 20’sini üretmekle kalmıyor; merkezi hükümetin vergi gelirlerinin yüzde 21’i de Katalanya’dan geliyor. Bir bakıma AB için Almanya neyse, İspanya için Katalanya da o.

Tarihi arkaplan, eldeki veriler ve en çok da krizle patlayan işsizlik oranı (ortalamada yüzde 20, genç nüfusta yüzde 50) Katalanlarda bir başlarına kendilerini çok daha iyi ve refah içinde idare edebilecekleri kanısını fikri sabit haline getirdi.

Başbakan Mas yükselen ivmeyi iyi değerlendirme hesabıyla olsa gerek önümüzdeki yıl bağımsızlık referandumu düzenlemek için kolları sıvadı. Gelgelelim Katalanya’nın ayrılış süreci, İskoçyalılarınki kadar ‘medeni’ biçimde ilerlemeyebilir. Zira anayasa, ‘ülkenin bölünmez bütünlüğü’nden bahsediyor. İspanya meclisi de bağımsızlık referandumunu şimdiden ‘yasadışı’ ilan etti.

Flamanya ilk fırsatta

Bağımsızlık ateşinin harlandığı bir başka bölge Belçika’nın Flamanya’sı. Felemenkçe konuşulan Flamanya, Frankofon Valonya ve başkent Brüksel’den oluşan Belçika’da da ayrılık rüzgârı ekonomik krizden önce esmeye başladı. Yeni Flaman İttifakı (N-VA) öteden beri Belçika’nın resmen olmasa da fiilen bölünmesini istiyor.

Nüfusun yüzde 70’ini (6,2 milyon) oluşturan Flamanların GSMH’ye katkısı yüzde 76 oranında. Belçika’nın verimli toprakları ve güçlü sanayisi Flamanların elinde. İşsizlik oranı da Valonya’nın yarısı kadar, yüzde 4,3. Velhasıl, Valonlar, Flamanların yanında yoksul kalıyor.

Nitekim N-VA, Wever’in ‘sağılma sendromu’nu bolca işlediği ekim ayında yapılan yerel seçimlerden birinci parti olarak çıktı.Parti seçim başarısını bir ölçüde Sosyalist Parti hükümetinin ekonomik krize önlem olarak öne sürdüğü vergileri artırma kararına muhalefet etmesine borçlu. V-NA’nın kısa vadede hedefi federal Belçika’yı gevşek bir konfederasyona çevirmek. İlk fırsatta da ver elini bağımsızlık.

Padanya rüyası

Yakın geçmişte Avrupa’nın merkezkaç bölgeleri arasında ayrılık bayrağını en yükseğe çeken İtalya’nın Padanya’sıydı aslında. İskoçya, Katalanya ve Flamanya’nın aksine sınırları resmen belirli bir bölge değil Padanya. Ancak tüm Kuzey İtalya ve Roma’ya kadar inen Orta İtalya geliyor akla Padanya deyince.

Hal böyle olunca nüfusun yüzde 55’ine (33,3 milyon) denk gelen, ülke GSMH’sinin yüzde 60’ını karşılayan, işsizlik oranının İtalya genelinin yarısından da az olduğu (yüzde 4,2) bir bölgeden söz ediyoruz. Sönmeye yüz tutmuş ‘Padanya ateşi’nin ekonomik krizle harlanması Kuzey İtalyalıları sokağa dökmeye başladı bile. ‘Ayrılalım’ haykırışlarının en çok, hali vakti fazlasıyla yerinde Venedik’ten ya da tüm Avrupa’nın en düşük işsizlik oranlarından birine sahip Güney Tirol bölgesinden yükselmesi rastlantı değil.

Padanya’nın sözcülüğünü Kuzey Birliği adlı parti yapıyor. Yıldızı Umberto Bossi zamanında parlayan, ancak art arda patlak veren İtalyanvari skandallarla zemin yitiren parti, ekonomik krizin ve lider değişikliğinin ardından Padanya bayrağını yeniden yükseltti. Amacını ‘fakir ve tembel güneylileri, zengin ve çalışkan kuzeylilerin sırtından indirmek’ olarak koyan parti, AB’nin İtalya’ya dayattığı kemer sıkma politikasına da şiddetle karşı çıkıyor.

Geçici mi kalıcı mı?

Tüm bu bölgesel çalkantıların işaret ettiği bir gerçek var: Ekonomik kriz Avrupa’da sadece halklar arasındaki dayanışmayı değil, o halkların kendi içindeki birlik beraberliğini de çatırdatıyor. Bir Alman bir Yunanlı’ya hangi gözle bakıyorsa bir Barcelonalı da bir Cordoba’lıya aynı gözle bakıyor artık (Almanya’da bile Bavyera eyaleti, bütçesinden ‘daha az zengin’ eyaletlere kaynak aktarmasını öngören mali denge sistemi nedeniyle merkezi hükümetle mahkemelik). İşin içinde bir de tarihi husumet, kimlik arayışı, kültürel farklılıklar varsa bakış daha da keskinleşiyor.

Tabii bu muhtemel kopuşların AB nezdinde nasıl sonuçlar yaratacağı da beilirsiz. Özellikle İspanya Katalanya’nın AB üyeliğine kolay kolay geçit verecek gibi durmuyor. Bu, Avro Bölgesi için de kriz habercisi. AB’nin idari merkezi durumundaki Belçika’nın bölünmesinin birlik üzerindeki etkilerini şimdiden kestirmek de kolay değil.

Kimi gözlemcilere göre ekonomik kriz gibi bu ‘ayrılık havası’ da gelip geçici. Kimilerine göre ise ekonomik kriz, bir ‘katalizör’ görevi görecek ve 5 ila 10 yıl içinde bambaşka bir siyasi Avrupa haritasına bakıyor olacağız.

Görüş, Aralık 2012

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s