32. Adam

Tuhaf bir adam belirirdi ekranda ve o puslu cam birdenbire dünyaya açılan bir pencereye dönüşürdü… Medyanın 32. Adamı’ydı Mehmet Ali Birand. Benzeri, takipçisi çoktu ama o seviyesiyle hep bir fazlasıydı.

Mehmet Ali Birand denince ilk aklıma gelen, Boğaziçi Üniversitesi’nin Orta Kantini’dir hep. Yıl 1986. Tek ama tek bir gün ve saatte akan sular dururdu o kantinde. Ne ders, ne kitap, ne aşk meşk, ne memleket kurtarma gevezelikleri… Bir tek ön sıralarda yer kapma telaşı. O da dindikten sonra çıt çıkmaz, yaprak kımıldamazdı artık. Konuşanı döverlerdi!

Enerjik bir jenerik akardı önce. Nefesler tutulurdu. Sonra tuhaf bir adam çıkardı ekrana ve o puslu cam birdenbire dünyaya açılan bir pencereye dönüşürdü. Gözlerimiz kamaşırdı. Anlatırdı da anlatırdı, daha doğrusu konuşurdu bizimle, acelesi varmış gibi ama tane tane, sindire sindire.

Bir ‘masalcı dede’yi dinler gibi dinlerdik. Elimizden tutup bizi nerelere götürecekti, kimlerle tanıştıracaktı yine kim bilir… Bir ‘efsane’nin, bir ekolün doğuşuna tanıklık ettiğimizin bilmem ki farkında mıydık. Acayip bir durumdu.

‘Gazetecilik ateşi işte o gün düştü içime’ gibi bir klişe patlatsam büyük yalan olur. Aklımın ucundan bile geçmedi yıllarca. Ama gün olup devran dönüp gazeteciliğe girdiğimde ‘habercilik’ denen şeyi, haberin önemini, değerini ve tadını 32. Gün’le öğrendiğimi fark etmem uzun sürmedi. Birand’ı Birand yapan, rol modeli haline getiren haberciliğiydi zaten. Gerisi süstü.

Anısız olmaz. Kıbrıs müzakerelerinin en civcivli günlerinde Şubat 2004’te New York’tayız. Artık meslektaşız Mehmet Ali Birand’la. Medya ortamlarından, TV programlarından, AB zirvelerinden tanışıklığımız var ama ilk kez omuz omuza çalışıyoruz. Müthiş bir ego ama sıfır kompleks. Kıbrıs’ın kitabını yazmış, belgeselini çekmiş adam, “Kıbrıs’la aklını bozan iki kişi var şu alemde. Bir Mümtaz Soysal, bir de sen” diye takılıyor bana. Yanından hiç ayırmıyor. Benim de ayrılmaya niyetim yok hiç zaten. Paslaşıyoruz sürekli. Öğrendiği, duyduğu her şeyi aktarıyor bana…

Bir gün gazeteci milletiyle birlikte BM’nin giriş katında bekleşiyoruz. Yukarıda üçer kişilik heyetler halinde müzakere ediliyor. Koridorda Mümtaz Hoca’ya gözümüz takılıyor Birand’la. Malum, pek sevişirlerdi Hoca’yla. “Sorsana” diyor bana Birand. Mavrasını yaptığımız için neyi soracağımı biliyorum. “Hayrola hocam” diyorum. “Bugüne kadar üç kişiden biri siz olurdunuz hep, noldu böyle?” Hoca hazırcevap her zamanki gibi, “Ne olacak, üçün biri olduk.” Birand’ın kahkasası tüm koridoru inletiyor. Sonra bana dönüp, “Hadi iyisin, manşeti patlattın” diyor. O esprideki haberi benden önce görüyor haliyle. Hoca’nın ‘üçün biri’ hali, Türkiye’nin Kıbrıs politikasındaki değişikliğin de simgesi çünkü. Nitekim o değişiklik sonucunda zirveden çıkan ‘mutakabat’ı da ilk Birand duyurmuştu yine.

Gözü kulağı haberdeydi, işi gücü haberdi. 32. Adam’dı Mehmet Ali Birand. Benzeri çoktu ama o sürekli irtifa kaybeden ‘çukurmedya’da seviyesiyle hep bir fazlasıydı, hep bir adım öndeydi. Ahkam kesmez, haber verirdi. Yorumcu değil, analizciydi. 15 yıl önce ‘çocuklar’ıyla yaptığı 32’inci Gün’ün kalitesi bugün bile aşılmadıysa nedeni ‘Mehmet Ali Birand gazeteciliği’dir. Toprağı bol olsun.

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Türkiye içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s