Enkaz kaldırma çalışmaları sürecek

Bir iki talihli ülke dışında dünya 2013’ü de bir yandan ekonomik krizle bir yandan da siyasi ve sosyal etkileriyle boğuşarak geçirecek. Türkiye için yalnız Suriye değil, Irak ve İran da risk faktörü. ‘Komşularla Sıfır Sorun’ politikası 2013’te de hoş bir temenni olarak kalacak.

Mail Attachment

Dünya 2013 yılına ekonomik krizin bagajıyla girdi. Kuvvetle muhtemel ki gelecek yılın başında kaleme alınacak benzer bir yazının ilk cümlesindeki fark 2013 yerine 2014 yazılmasından ibaret kalacak. Zira bir iki talihli ülke dışında dünya 2013’ü de bir yandan ekonomik krizle bir yandan da siyasi ve sosyal etkileriyle boğuşarak geçirecek.

ABD: Uçurumun eşiğinden dönüş

Barack Obama ikinci dönemine iyi bir başlangıç yaptı. ABD mali uçuruma (bütçe açığını kapatmak amacıyla alınacak, ancak ekonomiyi yeniden durgunluğa sürüklemesinden korkulan önlemler paketi) yuvarlanmaktan son anda kurtuldu. Paketin yürürlüğe girmesine saatler kala 1 Ocak 2013’te Kongre’de kotarılan bir anlaşmayla, vergi artışlarının önüne geçildi, tasarruf tedbirleri ve teşvik iptalleri ertelendi, borç tavanı değiştirilmedi. Ancak ABD ekonomisinin 2013’te kalkışa geçmesi için çok daha fazlası gerekecek.

Hiç kuşku yok ki Obama bir yandan Çin’i kollarken bir yandan da ABD ekonomisini düze çıkarmaya odaklanmak istiyor. Ancak dünyanın gerçekleri Beyaz Saray’daki hesaba uyacak gibi durmuyor. Ekonomik açıdan içerideki durum ve Çin dışında Obama’yı en fazla düşündüren mesele, avro’nun akıbeti. Avro Bölgesi’nin çökmesi ve AB’nin bir savrulma sürecine girmesi ABD kıyılarına doğru bir tsunami etkisi yaratabilir.

Siyasi açıdan bakıldığında ise Irak ve Afganistan’daki bitmemiş hesaplar bir yana, Suriye’de açılan yeni sayfa ve İsrail’in de ‘katkı’sıyla her an patlayabilecek bir ‘İran bombası’ var. Kuzey Kore’deki muamma da cabası.

Avrupa: Düğün ve cenaze

2013’te Türkiye’nin karmaşık duygularla izleyeceği gelişmelerin başında Hırvatistan’ın AB üyelik sürecinin nihayete ermesi var. Katılım görüşmelerine Türkiye’yle aynı tarihte, Ekim 2005’te başlayan Hırvatistan yedi yıl içinde tüm eksiğini gediğini giderip 28’inci üye olarak AB’ye girmeye hak kazandı. Temmuz 2013’te Hırvatistan’da ‘şenlik’ var.

Ancak Hırvatistan’dan gelecek sevinç naraları, AB’nin zayıf halkalarının yol açacağı çatırdama seslerinden duyulmayabilir bile. Yunanistan’ın bırakın Avro Bölgesi’ni, AB içinde kalabileceği dahi kuşkulu. Bu kuşkunun 2013’te dağılacağına ilişkin tek bir veri yok. Yunan ekonomisini, içinde bulunduğu kısırdöngüden kurtaracak formül Nobel Ekonomi Ödülü’nde rakip tanımaz. Yunanistan’ın AB’dan çıkması anlamında kullanılan ‘Grexit’ kavramı 2013’te de tedavülden kalkacak gibi değil. Üstelik yalnızca başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın sabrı değil, Yunanistan’daki ‘Avrupa mutakabatı’ da bıçak sırtında.

Mario Monti’nin başbakanlıktan istifasının ardından bir belirsizliğe yuvarlanan İtalya’nın seçimlerden sonra düze çıkacağını düşünenlerin sayısı Inter’in yedek kulübesini ancak doldurabilirdi. Nitekim öyle oldu. Geçen ay sonundaki seçimler siyasi tabloyu iyice karmaşıklaştırdı. Üstüne üstlük, ekonomik krizin doğurduğu, öfke oylarına talip -Yunanistan’daki Syriza benzeri- Beş Yıldız Hareketi, yüzde 25 gibi nice köklü partinin hayal bile edemeyeceği bir oy oranına ulaşıp anahtar güç konumuna geldi. Lideri bir komedyen ama iç ve dış piyasalar gülerek karşalamadı Beş Yıldız Hareketi’ni.

Krizin sadece ekonomiyi değil, ‘milli birlik ve beraberlik’ hissiyatını da berhava ettiği İspanya’da merkezi hükümet bir yandan ekside seyreden büyüme (beş yıl içinde dördüncü kez küçülme bekleniyor) ve rekor işsizlikle bir yandan da Katalanya’dan yükselen ayrılıkçı rüzgarla boğuşacak. 2013 geçen yıldan çok daha şiddetli toplumsal patlamalara gebe. Katalanya’da sonbaharda düzenlenmesi plalanan referandum ise 350 yıllık birliktelik için sonun başlangıcını teşkil edebilir. Ülke ekonomisinin lokomotifi sayılan Katalanya’nın trenden kopması siyasi açıdan hayli gürültü çıkaracağı gibi, kalan vagonları mali uçuruma sürükleyebilir.

Fransa’da François Hollande’ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle siyaset tazelendi ama ekonomide bayatlama belirtileri 2013’te giderek göze batacak gibi. Sosyalistlerin cicim ayları uzun sürmeyecek. Düşük büyüme (2012’de yüzde 0.8’lik hedef bile tutturalamadı), cari açık ve işsizlik nedeniyle daralan ekonomi, er ya da geç tasarruf tedbirlerine zorlayacak hükümeti. Sosyal yardımların finansmanı, güçlü sendikal haklarla hangi yoldan baş edileceği ve nihayet harcama kesintilerinin nasıl karşılanacağı Hollande’ı kara kara düşündürüyor. Dahası, herkes Gerard Depardieu gibi kendini Vladimir Putin’in emin ellerine bırakamayacağı için yüksek vergi artışları, yalnız zengin kesimi değil, giderek orta sınıfı da rahatsız etmeye başlayacak. Fransa tökezlemeye başladıkça Almanya’nın kaşları da ister istemez çatılacak. İçerideki sorunlar yetmezmiş gibi Fransa bir de ‘Mali macerası’na atıldı yeni yılla birlikte. İşleri Libya’daki kadar kolay değil. Radikal İslamcılar, ülkenin çöllük kuzey bölgesini Fransızlar için bir bataklığa çevirebilir.

Zincirin en güçlü halkası Almanya’da da seçim var bu yıl, eylülde. Halihazırda sadece Almanya’nın başbakanı değil, AB’nin de fiili başkanı konumumdaki Angela Merkel rakipsiz, daha doğrusu alternatifsiz görünüyor. Merkel, Avro Bölgesi’ni kısmen de olsa Alman vergi mükelleflerinin parasıyla ayakta tutmak ve fakat popülaritesini korumak gibi imkansız bir işin üstesinden bugüne kadar başarıyla geldi. Soğukkanlı ve temkinli yaklaşımının ve her kuruşun hesabını sormasının payı az değil bu başarıda. Daha önemlisi ortada bu krizi Merkel’den daha iyi idare edecek birini de göremiyor Almanlar. Krizin etkisiyle Merkel’in CDU’su dahil merkez sağ partilerde ilk kez belirgin biçimde ortaya çıkan Avrupa karşıtı damar daha da kabarırsa, seçimler sonucunda CDU ile merkez sol SPD arasında yeniden ‘büyük koalisyon’ kurulabilir.

Genel kanı, tüm bu çalkantılara rağmen 2013’te Avro Bölgesi’nin çökmeyeceği ama toparlanmanın bir başka yıla kalacağı yönünde.

Ortadoğu: Şans, talih, kader, kısmet

Bir yıl önce başlamış isyanların ardından 2012 Ortadoğu’nun dört ülkesinde (Tunus, Libya, Mısır ve Yemen) muktedirlerin yeni konumlarına ısındığı, bir ülkesinde (Suriye) iktidar mücadelesinin kural tanımaz bir ölüm kalım mücadelesine evrildiği, bir başkasında ise (Bahreyn) Batı’nın da desteğiyle isyanın düpedüz örtbas edildiği bir yıl olarak tarihe geçti.

İlk dört ülkede ağır aksak ve güç bela da olsa yeni rejimler yerli yerine oturmaya başladı. İslami karakter baskın. Ancak hemen hepsinde halen bir liderlik ve meşruiyet sorunu var. Otokrasiden demokrasiye için bir yıl kısa bir süre. Yeni rejimler, eskilerin modifiye edilmiş birer kopyası olup çıkacak mı? Yoksa en azından çoğulculuğa geçiş için cesur adımlar mı atacaklar? Şu an itibariyle iki opsiyon da açık. 2013’te yanıt biraz daha netleşecek. Her halükarda, yoksulluk ve adaletsizlik başta olmak üzere kronik sorunların çözümü yolunda -çok geçmeden- umut saçmazlarsa, yeni muktedirler koltuklarında rahat oturamayacak.

‘Arap baharı’nın 2013’te uğraması kuvvetli muhtemel ülkelerin başında Ürdün geliyor. Monarşik meşruiyeti giderek sorgulanan Kral 2. Abdullah’ın Kuveyt, Suudi Arabistan, Cezayir gibi ‘sus payı’ olarak dağıtacak bir zenginliği ya da arkasında kapı gibi Batı desteği yok. Tek çıkar yolu, kapsamlı bir siyasi reform. Olmadı, Suriyeleşebilir Ürdün. Her halükürda 2. Abdullah 2013’ü kelle koltukta geçirecek.

Beşar Esad’ın babası kadar kurnaz olup olmadığı bir yana 2012’de gördük ki en az babası kadar acımasız. Bu özelliğiyle çoğu öngörüleri boşa çıkarıp 2013’ü görmeyi başardı. Bu başarıda şu da önemli: Suriye’deki rejim Tunus ve Mısır gibi tabansız değil. Dar da olsa bir tabanı var. Dahası bu taban, isyanın ardından rejim etrafında iyice kenetlendi. Esad’ın 2013’ü de atlatıp atlatamayacağını iç değil dış dinamikler belirleyecek: Batı, Suriye rejimini devirmek için en az Türkiye kadar istekli olacak mı olmayacak mı? Rusya ve Çin, Esad’a daha ne kadar kol kanat gerecek?

Ortadoğu’da 2013’ün az sayıdaki talihli ülkelerinden biri Libya olacak gibi görünüyor. İsyan, NATO müdahelesi, iç savaş derken bir enkaza dönüşen ülkede yeniden inşa süreci siyasi açıdan ağır aksak ilerliyor. Yeni anayasa, bu açıdan belirleyici önem taşıyacak. Ancak ekonomik açıdan şaşırtıcı bir hızla toparlandı Libya ve yüzde 30 gibi inanılması zor bir büyüme gerçekleştirdi geçen yıl. 2013’te oran yarıdan fazla azalsa da (yüzde 12.3) büyüme sürecek.

Uzakdoğu: Moğollar geliyor!

2013’te yıldızı parlayacak ülkelerin başında Moğolistan var. Gerçek anlamıyla maden buldu Moğollar. Başta Rio Tinto gibi olmak üzere çokuluslu madencilik devlerinin gözünü kamaştıran altın ve bakır rezervleri, bu yıldan itibaren Moğol ekonomisini parlatmaya başlayacak. Moğolistan, The Economist’in 2013’te en fazla büyüyecek ekonomiler listesinde yüzde 18,1’le birinci sırada. Altın ve bakırın dışında, uranyum, gümüş ve kömür başta olmak üzere nice verimli maden rezervleri var Moğolların. Ama zenginlik başa bela tabii. Bir yandan Çin, burnunun dibindeki bu ‘altın yumurtlayacak tavuğu’ elaleme kaptırmamak için türlü çeşitli oyunlara başvuruyor. Öte yandan, kaynak sömürüsüne karşı çıkan milliyetçi bir damar gelişiyor. Ve nihayet madencilik üzerinden dönmeye başlayan kapitalizmin çarkları hem çevreyi hem de geleneksel yaşam tarzını tehdit ediyor. Pahalılık, yolsuzluk, çarpık kentleşme de cabası. Tüm bunlar sosyal bir patlama tehlikesine işaret ediyor.

Yine Asya’da iki ülke var ki Çin ve Hindistan’a parmak ısırtıyor : Endonezya ve Filipinler. Her iki ülke de 1990 yılında Asya’yı çökerten krizin etkilerini üstünden attı. 2002’den itibaren ekonomsinde istikrarı yakalayan ve ortalama yüzde 6 büyüyen Endonezya 2013’te GSMH’sini Türkiye’nin de hayalini süsleyen 1 trilyon dolara taşıyıp ilk 15’e girebilir. Tek sorun bürokrasi.

Endonezya kadar istikrarlı olmasa da hırsla büyüyen bir başka Uzakdoğu ülkesi de Filipinler. Finans hareketleri ve ‘gurbetçi’ dövizleriyle dış borcunun yüzde 120’si oranında bir rezerv oluşturan Filipinler, vergi reformunu da gerçekleştirirse, ‘yatırım açısından cazip ülke’ konumuna gelebilir. Bu önümüzdeki yıllarda da büyümeyi garanti alır. Ülkedeki ana sorun yolsuzluk.

Türkiye: Kürt baharı mı?

Başta Ortadoğu olmak üzere yeni pazarlara yönelik açılımlarıyla ‘Avro Bölgesi’ndeki kayıplarını büyük ölçüde telafi eden Türkiye 2012’yi de neredeyse tüm dünyayı saran ekonomik krizden uzak durarak, dahası büyümeyi sürdürerek kapatmayı bildi. 2013 tahmini yüzde 4 ki birçok Avrupa ülkesinin rüyasında bile göremeyeceği bir rakam bu. Enerji ithalatına endeksli cari açık alarm verse de mali istikrar başta olmak üzere makroekonomik dengeler korundu. İşsizlik ve enflasyon dizginlendi.

Dış politika açısından 2012’den 2013’e hayli sorunlu girdi Türkiye. Kıbrıs ve Ermenistan’la bir açılım yok ufukta. Keza Ege’de de.

İsrail’le ilişkiler 2013’te de Mavi Marmara’nın gölgesinde seyredecek.* Irak’ta Türkiye’nin Kürdistan Özerk Yönetimi’yle giderek ilerlettiği ilişkiler, Nuri el Mali liderliğindeki merkezi hükümetle arasını daha da açacağa benziyor. Asıl tehlike şu: İran ile İsrail arasında -ABD’nin de müdahil olacağı- bir restleşme Türkiye’yi zor bir seçime sürükleyebilir.

2013’te Türkiye’nin en çok başını ağrıtacak komşusu hiç kuşkusuz Suriye olacak. Ankara ile Şam arasındaki ilişkiler tamiri gayrimümkün derecede bozuldu. Türkiye’nin Suriye’ye dönebilmesinin tek yolu, Baas rejimin yıkılıp çoğulcu bir düzene geçilmesi ki 2013 ne isyancıların gücü ne de Batı’nın tavrı açısından umutlu başladı. Başladığı gibi bitebilir de.

Her halükarda, ‘Komşularla Sıfır Sorun’ politikası 2013’te de hoş bir temenni olarak kalacak gibi.

Temmuz 2010’dan bu yana yerinde sayan AB üyelik sürecinde kıpırdanma işaretleri var. Bu yıl en az bir müzakere başlığı açılabilir. Ancak sürecin canlanması için çok daha fazla karşılıklı adıma ihtiyaç var.

2012, Kürt sorununda şiddet boyutunun öne çıktığı bir yıldı. 2013 ise tam tersi bir havada, diyalogla başladı. Sürecin daha başı ancak öncekilere göre çok daha ümitvar bir havanın doğduğu da bir gerçek. The Economist’in 2013 Yıllığı’nda ‘Kimbilir’ diye bir köşe var. Türkiye’nin payına, ‘Kimbilir belki de Türkiye Suriye’nin kuzeyini işgal eder’ diye bir öngörü düşmüş. Maazallah deyip bir karşı öngörüde bulunayım: Kimbilir belki de Türkiye Kürt sorununu çözüm yoluna sokar.

Görüş, Mart-Nisan 2013

* Bu yazı yazıldığında henüz İsrail sürpriz biçimde Türkiye’den özür dilememişti.

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s