Baraj değil duvar

Gezi Parkı eylemleri bir siyasi gerçekliği Ankara’nın yüzüne bir kez daha çarptı: Türkiye’de kaydadeğer oranda bir kesim mecliste temsil edilmediğini düşünüyor. Katılımcı ve çoğulcu demokrasinin önündeki engellerden biri, temsilde adaletsizlik. Türkiye’de bu adaletsizliğin mekanizması yüzde 10’luk seçim barajı.

Siz bu satırları okurken bir kadın Ankara’ya yürüyor. İstanbul’dan yola çıkan Aylin Kotil’in amacı, yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması. Şu an konvansiyonel medyayı sollamış giden sosyal medyanın gündem maddelerinden biri de bu.

Gezi Parkı eylemleri bir siyasi gerçekliği Ankara’nın yüzüne bir kez daha çarptı: Türkiye’de kaydadeğer oranda bir kesim mecliste temsil edilmediğini düşünüyor.

Peki kimlerden oluşuyor bu kesim? İçlerinde önceki seçimde başta CHP, farklı partilere oy verenler de var, parti beğenmediği için hiç oy kullanmamış ya da yaş itibarıyla ilk kez bu seçimde oy kullanacaklar da. Dolayısıyla, parti tercihlerinden ya da oy davranışlarından bağımsız bir gerçeklik söz konusu.

Katılımcı ve çoğulcu demokrasinin önündeki engellerden biri, temsilde adaletsizlik. Türkiye’de bu adaletsizliğin mekanizması yüzde 10’luk seçim barajı.

En fazla 2002 seçiminde göze batmıştı bu baraj. Yaklaşık olarak ‘boşa giden’ oy sayısı (15 milyon), birinci sıradaki AKP oylarının 1,5 katı, ikinci sıradaki CHP oylarının ise üç katıydı. Bir başka deyişle kullanılan oyların yüzde 45’e yakını barajı geçemeyen partilere gitmişti.

Sonraki seçimlerde bu adaletsizlik giderek azaldı ve söz konusu oran 2011 seçimlerinde yüzde 5’e kadar geriledi. Ancak bu trendin süreceğine ilişkin hiçbir garanti yok. Ayrıca yüzde 10’luk seçim barajı, daha baştan caydırıcı bir etki yapıyor partileşme eğilimindeki oluşumlar üzerinde. Ve nihayet ‘kerhen’ oy kullandırıyor ya da sandıktan soğutuyor nice insanı.

Halihazırda Lihtenştayn’ı saymazsanız, Rusya dahil Avrupa’nın hiçbir ülkesinde yüzde 5’in üstünde seçim barajı yok. Birçok ülkede hiç uygulanmadığı gibi uygulanan ülkelerin çoğunda da seçim barajının sakıncalarına yönelik düzenlemeler var.

Türkiye’de ise seçim sisteminin, temsilde adaletin, dolayısıyla katılımcı ve çoğulcu demokrasinin önünde duvar gibi yükselen bir baraj söz konusu.

AKP’den barajı bırakın kaldırmayı, indirecek bir inisiyatif beklemek gerçekçilikten uzak. CHP’nin geçen mayısta meclise getirdiği, BDP’nin de destekler göründüğü barajı yüzde 3’e indirme teklifi gündeme bile alınmadı. MHP de oralı olmadı pek.

Eğer samimiyseler ve demokrasiye bir katkıda bulunmak istiyorlarsa yapabilecekleri bir şey var CHP ile BDP’nin. Ortak hareket edip baraj meselesini, yeni anayasa ve çözüm sürecinin bir parçası haline getirmek.

Aksi takdirde Aylin hanım da biz de kendimizi boşa yorarız.

Pazar bilmecesi

Kıbrıs sorununu çözecekti, dört yanlış bir doğruyu götürdü, çözemedi.
Ermenistan’la ilişkilerini normalleştirecekti, yüzüne gözüne bulaştırdı.
Koşar adım AB’ye girecekti, yerinde sayıyor.
İsrail ‘stratejik müttefik’iydi, ‘katil’ ilan etti, şu an ne dediği belli değil.
Irak’ta ‘oyun kurucu’ydu, top topluyor.
İran’ı ABD’yle barıştıracaktı, ‘elleri havada’ kaldı.
Hamas’ı kazanayım derken El Fetih’i kaybetti.
Suriye has dostuydu, şimdi can düşmanı.
Mısır’la kan ‘kardeşi’ydi, şimdi üvey muamalesi görüyor.
Bir zamanlar ‘hasta’ydı bu aralar ‘yalnız.’

Bilin bakalım bu hangi ülke…

Öyle bir medya ki…

Yabancı bir ajans muhabiri başbakana altı üstü bir soru sorduğu için ‘basın kahramanı’ ilan edilir.
Devletin haber ajansı, CNN’in önünde topu topu altı kişinin katıldığı ‘protesto gösterisi’ni ‘flaş haber’ olarak sunar.
Serdar Ortaç’ın, Mehmet Ali Erbil’in KKTC kumarhanelerinde kaç para kaybettiğini birinci sayfadan gören gazeteler Kıbrıs tarihindeki en büyük çevre felaketini iç sayfalara bile koymaz.
Bir özel haber ajansı sırf ‘objektif yayıncılık’ yaptığı için Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından ‘basın özgürlüğü’ ödülüne layık görülür.
Ankaralı gazeteciler birbiriyle yarışırcasına İstanbul’a üçüncü köprünün nasıl da şart olduğunu anlatır…

Gülüp geçemezsiniz.

Zavallı Pinochet

Atlas Tarih için Şili’de Eylül 1973’te gerçekleştirilen darbey ilişkin bir yazı yazdım. Araştırırken daha önce hiçbir yerde okumadığım ilginç bir bilgi çarptı gözüme. Allende, Santiago’daki başkanlık konutu La Moneda’da darbe haberini aldığında ilk Pinochet’yi dolamış ağzına. Tahmin ettiğiniz gibi değil ama…
“Kimbilir” demiş yanındakilere, “Bizim zavallı Pinochet’ye neler etmiştir o darbeciler.”
Bir ay kadar önce ‘anayasaya bağlılığı’ndan hiç kuşku duymadığı için genulkurmay başkanlığına bizzat atadığı o ‘zavallı’nın darbecilerin başında bulunduğunu nerden bilsin?

Taraf, 21 Temmuz 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Medya, Tarih, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s