Şam’dan dönen hesap

Suriye’de gidişat bu minvalde devam ederse, Türkiye’nin başı çok daha fazla ağrıyacak demektir. Kimbilir belki de bu yüzden Mısır’ı konuştuğu kadar Suriye’yi konuşmuyordur hükümet.

En az Mısır kadar, belki çok daha fazla Suriye’yi konuşmamız lazım bugünlerde. Suriye genelindeki gidişat Türkiye için çok daha ‘yakın ve açık tehlike’ oluşturuyor çünkü.

Rejime bağlı kuvvetler önceki gün Homs’a girerek isyancılara karşı kritik bir kazanım daha elde etti. Şehir hem isyanın kalesi, hem de stratejik bir konumu var. Homs’un düşmesi isyancılar için moral bir yıkımın ötesinde iç savaşta güç ibresinin iyice rejimden yana dönmesi demek.

İbre döndükçe insani bedel de ağırlaşıyor. BM geçenlerde Suriye’de her ay 5 bin insanın öldüğünü, 6 bin insanın da mülteci durumuna düştüğünü duyurdu. Korkunç rakamlar bunlar. Toplam ölü sayısı 100 bini geçti, mülteci sayısı ise 1,8 milyona dayandı. 500 binden fazla insan Türkiye topraklarına sığındı. 20 yıl önce Ruanda’da girişilen soykırımdan bu yana en feci insani durumla karşı karşıyayız.

Bu tablonun baş sorumlusu Beşar Esad’ın Baasçı diktatörlüğü elbette. Ancak tablo isyancılar ve destekçileri adına da vahim bir ‘hesap hatası’ içeriyor.

Davası ne kadar haklı olursa olsun Özgür Suriye Ordusu ve destekleri ne kadar meşru olursa olsun Türkiye dahil bazı bölge ülkeleri daha en başta vahim bir hata yaptı: Biraz da ‘Arap Baharı’nın rüzgarına kapılıp Suriye rejiminin de tıpkı Tunus, Libya ve Mısır’dakiler gibi kısa sürede çökeceğini varsaydılar.

Oysa üç temel üstünlüğü var(dı) Suriye’deki rejimin diğerlerinden.

Birincisi, istihbarat teşkilatından ordusuna kadar çok daha iyi örgütlü, dolayısıyla çok daha dayanıklı.

İkincisi, dar da olsa kemik, militan bir tabanı var. Rejimin selametini kendi can ve mal güvenliği, hakkı hukuku ve tabii ki bugüne kadar keyfini çıkardığı ayrıcalıklı konumu için elzem gören bir taban bu üstelik.

Üçüncüsü de arkası sağlam. Rusya ve Çin bir yana, İran ve Hizbullah sonuna kadar arkasında Suriye rejiminin. Her birinin türlü çeşitli çıkarı, hatta Hizbullah özelinde bekası öyle gerektiriyor çünkü.

Esad, ilk başlarda bir hayli bocaladıysa da zaman içinde bu üç temel avantajı maharetle kullanmayı bildi. Özgür Suriye Ordusu’nun sahadaki lojistik zaafları, arkasına bütünlüklü bir siyasi irade alamaması ve güdük kalan dış askeri desteği de Esad’ın işini kolaylaştırdı.

Bugün gelinen noktada ibreyi isyancılardan yana çevirebilecek tek etken, uluslararası bir askeri müdahale. Gelgelelim şu konjonktürde hiç de gerçekçi bir olasılık değil bu.

Suriye’deki gidişattan en olumsuz etkilenen ülkelerin başında hiç kuşku yok ki Türkiye geliyor. Mülteci akınından Suriye’nin tüm dünyadan cihatçıların üssü haline dönmesine kadar bir dizi ‘komplikayson’ söz konusu. Tabii en önemlisi düşmanlaştırılan bir rejimin, tüm hesapları alt üst ederek, hala dimdik ayakta durması.

Gidişat bu minvalde devam ederse, Türkiye’nin başı çok daha fazla ağrıyacak demektir.

Kimbilir belki de bu yüzden Mısır’ı konuştuğu kadar Suriye’yi konuşmuyordur hükümet.

 

Soğutma etkisi

‘Chilling effect’ (soğutma etkisi) diye bir şey duydunuz mu hiç? Hukuki manada yani… ‘Askerlikten soğutma’ desem bir şeyler çağrıştırır belki… Zaten ben başka bağlamda kullanıldığına tanık olmadım pek bu kavramın.

Ama varmış. Şöyle söyleyeyim. Gezi eylemleri sırasında sokağa çıkmak isteyip de, “Başıma bir iş gelir, polisi var, gözaltısı var, tutuklanması var; onlar neyse eli sopalısı var, palalısı var, hatta silahlısı var” deyip kendinizi tuttuğunuz oldu mu hiç?

Eğer olduysa siz de ‘soğutma etkisi’ne maruz kalmışsınız demektir.

Pazartesi günü Hürriyet’te Cansu Çamlıbel’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) yargıcımız Işıl Karakaş’la yaptığı söyleşi bilmem okudunuz mu… Baştan sona okumaya değer bir söyleşiydi ama ben en çok Karakaş’ın bu ‘soğutma etkisi’ni anlattığı bölüme takıldım.

“Polisin davranışı hep aynı, değişmiyor (…) İnsanlara yürüyüş izni vermiyorlar, bir de üzerine tekme tokat girişip biber gazı atıyorlar. (AİHM’in) Nergis İzci kararı çok önemli, çünkü ‘Kamu otoriteleri her türlü barışçıl gösteriye tolerans göstermelidir’ diyor. Gösterileri bu tür sert müdahalelerle polis dağıttıkça insanların artık gösteri yapma istekleri kırılabilir. ‘Chilling effect’ dediğimiz şey. Yani sert müdahale caydırıcı etki yaratabilir. Bu çekinme hali demokrasi açısından kabul edilebilir bir şey değil. İnsanlarda ‘Aman sokağa çıkmayım, ne olur ne olmaz’ diye bir tedirginlik olması dahi demokratik toplum düzeniyle bağdaşır bir şey değil.”

Gerçek ‘ileri demokrasi’ böyle bir şey olsa gerek.

Taraf, 31 Temmuz 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Suriye, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s