Savulun ey medya baronları!

Titreyin ve kendinize gelin ve hatta savulun ey gedikli medya patronları! Yok öyle yağma bundan böyle. Dişli mi dişli bir rakibiniz var artık.

Bir başka gazetede gözüme çarpmıştı haber. Çiçeği burnunda medya patronu Nihat Özdemir, sektöre niye girdiklerini, “Girmemiz gerekiyordu” diye ‘açıklamış.’ O kadar…Tek cümle, tek satır.

Bilmeyenler için: Özdemir, enerji-inşat-madencilik şirketi Limak’ın patronu. Limak son olarak 3’üncü köprü ihalesini kazanan konsorsiyumun üyesi. Konsorsiyum, artık Akşam-SykTurk360-Alem FM üçlüsünün de sahibi.

Haberi okuyunca o kadar olamaz dedim kendi kendime. Nitekim biraz gazete karıştırınca Haber Turk’te şu ifadelerini buldum Özdemir’in:

“Üç ortağımız da enerji işinde. Toplam 10 milyon abonemiz var. Bizim çimento işlerimiz var, üçümüzün de turizm işleri var. Madencilik işlerimiz var (…) Bu sektörlerin yanında medya da olmalı diye karar verdik. Arıyorduk zaten. Medyanın gücünden faydalanmak istedik. Bize böyle bir güç lazımdı. Yanımızda olmasını istedik. Reklama ihtiyacımız var. Tabii ki diğer gazete ve kanallara olan reklamlarımız da sürecek. Karamehmet’le de ticari ilişkimiz vardı. Kendisini sever sayarız.”

Taraf4Ağsts13.jpg-large

Enerji işi… 10 milyon abone (gazete abonesi değil,elektrik abonesi kastettiği)… Çimento işleri… Turizm işleri… Madencilik işleri… Medyanın gücü… Güç… Reklam… Ticari ilişkiler…

Çiçeği burnunda yeni medya patronu, sektöre niye girdiklerini böyle tatlı tatlı anlatmış işte… Melodi gibi geliyor insanın kulağına!

Her şeyden bahsetmiş de Özdemir, bir gazete, bir televizyon, bir radyo patronu olarak, gazeteciliği, televizyonculuğu, radyoculuğu ağzına almamış. “Medyaya yeni bir soluk getireceğiz” gibisinden bir klişeye bile gerek duymamış (Gerçi Akşam Akşam getirdiler bile). Basın özgürlüğü falan dilinin, muhtemelen aklının ucundan bile geçmemiş.

Madem öyle: Titreyin ve kendinize gelin ve hatta savulun ey gedikli medya patronları! Yok öyle yağma bundan böyle. Dişli mi dişli bir rakibiniz var artık.

Karakter analizi

Başbakan Erdoğan’ın nicedir bir tür toplum mühendisliğine soyunduğunu düşünenlerdenim. Siyasetten sanata, mimariden hayat tarzına kadar uzanan geniş bir yelpazede yürütüyor bu mühendisliği. Ve giderek daha fazla hissettiriyor.

Taksim projesi, Taksim’i yayalaştırmaktan ibaret değil sadece. Aynı zamanda Taksim’i apolitikleştirme projesi. Başbakanın 1 Mayıs için öteden beri Kazlıçeşme’yi işaret edip durması boşuna değil.

erdogan

Tam da bu yüzden Erdoğan’ın Gezi eylemcilerine yönelik bitmek bilmez nefret, öfke ve gazabının da bir tür ‘başmühendis kibri’nden kaynaklandığını düşünüyorum. Çünkü Gezi eylemleri, söz konusu toplum mühendisliğinin hepten ve kökten reddi(ydi) bir anlamda.

Siz isterseniz kompleks deyin. Nitekim bir yanıyla, ‘edifice complex’le de bağlantısı var bu kibrin; geride büyük eserler silsilesi (dev, mega, çılgın), bizatihi kendi ismi ya da dönemiyle anılacak bir modern miras bırakma tutkusu diye açıklanabilir bu kompleks. ‘Başmühendis kibri’nin bir ucu da ‘başkanlık sistemi’ ısrarına bağlayabileceğiniz ‘kült kişilik’ mertebesine erme egosuna çıkıyor.

Tüm bunları ‘kefen bezi’ne sardığında, ‘iki metreküplük çukur’a işaret ettiğinde ortaya çıkan ruhani lider havası da cabası.

Sıradaki?

Sanırım ilk Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) aldı darbeyi.
Oradan Beşiktaş taraftar grubu Çarşı silkelendi.
Derken Türk Mimar ve Mühehdisler Odası, şöyle bir tırpanlandı.
Hemen ardından Taksim Dayanışması’nın tüm bileşenleri hedef haline getirildi.
Arada akıllı uslu taraftar taahhütnameleri, devletine, polisine saygılı üniviersite öğrencisi şartnameleri hazır edildi; medyadan epeyce bir diken (batan batmayan) daha ayıklandı.
Başbakanımız, sağolsun, hassas vatandaşın, tarafsız yargının gözünden kaçabilir diye ‘tenecere tava’cıların da es geçilmemesini istedi.
Unutup atladığım varsa, kusura bakmasın.
Son olarak da dün İşçi Partisi’nin gençlik kolu Türkiye Gençlik Birliği’ne baskın, operasyon…
Tek açıklaması var tüm bu olup bitenlerin: Ne yapıp edip Gezi’yi Ergenekon’a, protesto gösterilerini darbe girişimine bağlamak, en azından o algıyı yerleştirmek. Maksat komplo edebiyatını canlı, kitleyi zinde tutmak.
Gerisi adalet zaiyatı. Teferrüat yani.

Taraf, 4 Ağustos 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Medya, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s