Darbeler böyledir işte

Artık akıl, mantık ve sağduyunun hükmünün geçmediği bir yolda Mısır. O yoldan nasıl dönüleceğini de kimse bilmiyor, bilemez. Gezi Parkı eylemcilerine uygulanan polis şiddetiyle Müslüman Kardeşler’e uygulanan ordu şiddeti arasında olsa olsa nicelik farkı var. İlki karşısında kuzuların sessizliğine bürünmekle ikincisi karşısında aslan kesilmek arasında ise nitelik farkı.

Sivili, demokratiği, haklısı, meşrusu olmaz; darbe darbedir ve darbeler böyledir işte. Ezip geçerler.

Başından beri Mısır’da asıl mesele Müslüman Kardeşler’in ideolojisinden hazzedip etmemek, Cumhurbaşkanı Mursi‘nin bir yıllık icraatını onaylayıp onaylamamak değildi. Müslüman Kardeşler de Mursi de seçimle işbaşına gelmişti ve yine seçimle gitmemeleri için ortada hiçbir neden yoktu. Gerçi kendilerine de bir darbenin ardından iktidar yolu açılmıştı ama sonuçta arkalarında bir halk iradesi vardı.

Asıl mesele, rejimin gerçek sahiplerinin, yani generallerin, bu yeni iş ortaklarına ne kadar tahammül edeceği, iktidarı nereye kadar paylaşacağıydı.

General Necip, Kral Faruk‘u devirdiğinde yıl 1952’ydi. Nasır, Sedat ve Mübarek derken yaklaşık 60 yıl boyunca Mısır ordusu, ülkeyi tam anlamıyla ele geçirdi. 2011’den itibaren ‘Arap Baharı’nın cazibesine kapılanların, daha ilk günden ‘Devrim bu, devrim’ diye bağıranların umduğu gibi bir demokratikleşme yoktu muktedirlerin kafasında. Ne askeri otoroitenin ne de sivil muhataplarının.

Gelinen noktada güç ibresi yeniden ve tamamen askerlerden yana geçmiş durumda. Ve asker o gücü gözü dönmüş biçimde kullanmakta beis görmüyor. Bugün bedeli iktidar ortaklığında ‘haddini aşan’ Müslüman Kardeşler ödüyor belki. Ama emin olun, sıra, düne kadar darbecilerden demokrat, darbeden demokrasi yontmaya çalışanlara da gelecek.

Oryantalist kokabilir ama şu son bir iki yılda olup bitenler ‘marjinal’ bir kesim hariç Mısır’ın demokratik birikiminin yetersizliğini üzücü biçimde ortaya koydu. Darbe şakşakçısı sözde sivil liderler gibi darbe mağduru Müslüman Kardeşler’in liderleri de bu yetersizlikten muaf değil.

Ve artık akıl, mantık ve sağduyunun hükmünün geçmediği bir yolda Mısır. O yoldan nasıl dönüleceğini de kimse bilmiyor, bilemez.

Son söz de bize dair olsun: Gezi Parkı eylemcilerine uygulanan polis şiddetiyle Müslüman Kardeşler’e uygulanan ordu şiddeti arasında olsa olsa nicelik farkı vardır. İlki karşısında kuzuların sessizliğine bürünmekle ikincisi karşısında aslan kesilmek arasında ise nitelik farkı var.

Ey İslam alemi…

Başbakan Mısır’da darbe gerçekleştiğinden bu yana Batı’ya, daha doğrusu Hıristiyan alemine etmedik laf bırakmadı. Hükümetler, sivil toplum örgütleri, medya, entelektüeller, hatta Nobel Komitesi bile payına düşeni aldı Erdoğan’ın öfkesinden.

Orada dursa iyi… Son olarak Hıristiyan icadı olarak gördüğü için olsa gerek ‘demokrasi’yi sorgulama noktasına kadar vardırdı işi Erdoğan.

Batı’nın Mısırlı darbecilere karşı takındığı ikircikli tavrın iler tutar tarafı yok elbette. İyi güzel de aynı darbecilere karşı İslam aleminin takındığı tavrın savunulacak bir yanı var mı? Peki Erdoğan’ın, İslam aleminden herhangi bir kurum ya da kişiye bir çift laf ettiğini duyduk mu?

Önceki gün iki haber aynı anda düştü ajanslara: Hollanda, Mısır’la tüm ilişkilerini kestiğini duyururken, Suudi Arabistan tüm Müslüman ülkeleri Kahire’deki cunta rejimine destek vermeye çağırıyordu.

Avrupa ülkelerine laf etmek için hiçbir fırsatı kaçırmayan Erdoğan ve AKP ileri gelenlerinin, daha ilk günden Mısırlı darbecilere 5 milyar dolar vaat eden Suudilerden bir çift lafı bile esirgemesine ne demeli?

İşin gerçeği ve acısı o ki aynı Suudi Arabistan, Suriye’de Türkiye’nin bir numaralı ‘çözüm ortağı.’

Pazar eğlencesi

ABD’nin efsanevi dışişleri bakanı Henry Kissinger‘dan ‘mekik diplomasisi’ tarifi:

Taraflar: Amerikalı milyarder Rockefeller, gariban bir Sibirya köylüsü ve bir İsviçre bankası.
Amaç: Rockefeller’ın kızıyla Sibirya köylüsünü evlendirmek.

Sibirya köylüsüne sorarım: ‘Bir Amerikalıyla evlenmek ister misin?’ Muhtemelen, ‘Neden evleneyim ki bir Amerikalı kızla? Bizim buradaki kızlar da iyi’ diyecektir. ‘Peki ya bahsettiğim kız, milyarder Rockefeller’ın kızıysa’ derim. ‘O zaman iş değişir’ diyecektir.

Sonra bir İsviçre bankasına giderim. ‘Başkanınızın Sibiryalı sıradan bir genç olmasını ister misiniz’ diye sorarım. ‘Kesinlikle hayır’ derler. ‘Peki ya bu genç, Rockefeller’in damadıysa’ diye değiştiririm soruyu. ‘O zaman iş değişir’ diyeceklerdir.

Ardından Rockefeller’a gidip, Sibiryalı bir damat için nabız yoklarım. ‘Hayatta olmaz’ der tabii ki. Ama ben, ‘Peki ya bu damat bir İsviçre bankasının başkanıysa’ deyince kızını çağırıp şöyle diyecektir hemen. ‘Suzy, Kissinger tam sana göre bir eş bulmuş, bir İsviçre bankasının başkanı!’

Suzy, ‘Ne kadar sıkıcı’ der tabii ki. Ben de ona, ‘Ama aynı zamanda güçlü kuvvetli bir Sibirya erkeği bu adam’ derim. Yanıt gecikmeyecektir: ‘O zaman iş değişir.’

Darısı yine, yeni, yeniden başlayan Filistin-İsrail görüşmelerinin başına!

Taraf, 18 Ağustos 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Suriye, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s