Yolsuzluk bitmez, yolu ve yolcuları değişir

Belgeli ve itiraflı bir TOKİ yolsuzluğunun bile haberini yapamayan bir medyamız var. Ne dersiniz, ‘Deniz Feneri’ sendromu mu acaba? O konuyla ilgili haber yapanların hali ortada ne de olsa.

Yıllardır bir şehir efsanesi dolaşır Türkiye’de. Yolsuzluk bitti diye. Oysa rantın olduğu yerde yolsuzluk asla bitmez, olsa olsa yolu ve yolcuları değişir. Yolsuzluğu asgariye indirebilen ülkeler vardır, indir(e)meyen ülkeler vardır, o kadar.

Yolsuzlukların ortaya çıkarılıp çıkarılamaması, bir başka deyişle yolsuzlukla mücadele ise apayrı bir meseledir. Her şeyden önce şeffaflık, etkin denetim ve yargı mekanizmaları, toplumsal duyarlılık ve basın özgürlüğü gerektirir.

Kaç gündür aklımda, denk getiremedim bir türlü. Alın size bir örnek:

CHP’li Aykut Erdoğdu aylarca süren bir çaba sonucunda TOKİ etrafında dönen yolsuzlukları belgeleyen bir rapor ortaya koydu geçen yıl. Birinci derecede muhatap konumundaki eski TOKİ genel müdürü Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar önce esti gürledi ama neden sonra yelkenleri indirdi.

Bayraktar, geçen kasım ayında, üstelik de Plan Bütçe Komisyonu’nda şöyle konuştu: “Hesap kitap yaptık. Faiziyle 55-60 milyon lira TOKİ’nin zarara uğratılması var. Burada dolandırıcılık, hırsızlık var. Bu benim zaafımdır. Bir idareci olarak oradaki yanlışlığı görebilmeliydik, göremedik. Bizim gözümüzden kaçtı. Kim suçluysa cezasını çeksin. Ben de dahil…”

Adres belliydi. TOKİ ve TOKİ’nin gözde inşaat şirketlerinden KC Group. Rüşvet verilip alınmıştı. Dolandırıcılık yapılmıştı. Devlet zarara uğratılmıştı. Denetimsizlik vardı. Basiretsizlik vardı. Sorumsuzluk vardı. O dönem TOKİ’nin başında bulunan ve şimdi bakan koltuğunda oturan kişi de açıkça itiraf ediyordu yolsuzluğu.

Yani her şey ortadaydı.

Peki ne oldu?

Ne olduğunu, 4 Ağustos tarihli Today’s Zaman gazetesinden, Noah Blaser‘ın kaleminden okuyalım:

“Birkaç gün sonra Bayraktar çark etti, vaat edilen soruşturma çıkmaza girdi. Hiç de şaşırtıcı değil ama basın işin peşini bıraktı ve tam da skandalda adı geçen firmalar yeni ihalelelere yelken açtı.”

Blaser, ‘Hiç de şaşırtıcı değil’ diyerek taşı gediğine koymuş ama en acısı CHP’li Erdoğdu’nun haberdeki sözleri… Bayraktar’ın itirafından sonra epey bir gazeteci kapısını çalmış raporu haber yapmak için ama, “Sorun şu ki aradan dokuz ay geçmesine rağmen konuyla ilgili tek satır bir haber yapılmadı gazetelerde.”

Belgeli ve itiraflı bir yolsuzluğun bile haberini yapamayan bir medyamız var yani.

Ne dersiniz, ‘Deniz Feneri’ sendromu mu acaba? O konuyla ilgili haber yapanların hali ortada ne de olsa.


Aman kindar dindarlar duymasın

“İnançsızlar dindarlardan daha zeki.”

Üç İngiliz akademisyenin 1928 ile 2012 yılları arasında yürütülmüş 63 bilimsel araştırmayı taradıktan sonra vardığı sonuç bu.

Söz konusu 63 araştırmadan 53’ü ‘zeka ile dindarlık arasında ters orantı’bulunduğuna işaret ediyor. 10 araştırmada ise doğru orantı saptanmış.

Personality and Social Psychology Review dergisinde yayınlanan türünün ilk örneği ‘sistematik meta-analiz’e göre çocuğun zekası ne kadar yüksekse dine o kadar erken yaşta sırt çeviriyor.

Taranan araştırmalardan biri, 1921’de IQ’su 135’in üstünde 1500 çoçukla başlamış ve halen sürüyor. İleri yaşlarda da yüksek zekalılar arasında inananların oranı ortalamanın epey altında. Yani ‘ölüme yaklaşmak’ da inançsızlığı etkilemiyor.

İnançsızların ortak noktası ise şu: “Dini inanışlar irrasyonel, bilimsel temelden yoksun, sınanamaz; dolayısıyla da ‘daha iyisini bilen’ zeki insanlara hitap etmiyor.”

Sevdim bu yemini

KKTC’nin yeni milletvekillerinden sıkı feminist Doğuş Derya, ‘namus ve şeref’ üzerine kurulu mevcut yemini ‘erkek egemen’ diye niteleyip ‘öteleyerek’ kendi yazdığı şu yemini etmiş mecliste:

“Kıbrıs ülkesinde yaşayan her bireyin, dili, dini, ırkı, doğum yeri, sınıfı, yaşı, fiziksel durumu, cinsiyeti veya cinsel yönelimi dolayısıyla ayrımcılığa maruz kalmaması için çalışacağıma, emeğin sömürülmediği adil ve eşit bir düzen yaratmak için uğraşacağıma, çatışma ve şiddet kültürünün yerine barış ve uzlaşı değerlerinin yerleşmesi için çaba göstereceğime, demokrasi, sosyal hukuk devleti ilkeleri ve insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağıma; federal bir Kıbrıs kurma ülküsünden vazgeçmeyeceğime insanlık onurum üzerine and içerim.”

Biraz patırtı kopmuş mecliste ama Derya da ilk günden vekilliğin hakkını verip söyleyeceğini söylemiş doğrusu.

Darısı bizimkilerin başına.

Taraf, 14 Ağustos 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Kıbrıs, Medya, Tarih içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s