‘Değerli yalnızlık’ değil o, tükenmişlik sendromu

Dış politikada realpolitikle etiki ince bir dengede tutamaz, birinde tutunamayınca öbürüne savrulursanız, istediğiniz kadar ‘stratejik derinlik’liklere yelken açın ‘taktik sığlık’larda alabora oluverirsiniz. AKP’nin güdümündeki Türk dış politikasının geldiği nokta maalesef bu. Mesele ‘değerli yalnızlık’ değil, tükenmişlik sendromu.

Erdoğan’ın dış politika danışmanı İbrahim Kalın şöyle bir laf etmiş: ‘Türkiye Ortadoğu’da yalnız kaldı’ iddiası doğru değil ama eğer bu bir eleştiri ise o zaman söylemek gerekir:
 Bu, değerli bir yalnızlıktır.

Vay sen misin öyle diyen… Günlerdir anlaşılmaz biçimde verip veriştiriliyor Kalın üzerinden AKP dış politikasına.

Anlaşılmaz diyorum çünkü vehmedildiği ve onca eleştirildiği üzere bir kavram yok ortada. Üzerine politika inşa edilmiş ya da edilecek yeni bir doktrin hiç yok. Bir durum saptaması var sadece.

Kalın’ın saptamasına katılıp katılmamak ise apayrı bir mesele. Etik açıdan bakıldığında, Esad’ın, Sisi’nin, Fahd’ın ve diğer Ortadoğu despotlarının safında, ‘önemli bir kalabalık’ta yer almaktan elbette çok daha ‘doğru dürüst’ bir tavır Erdoğan’ınki.

Gelgelelim Kalın’ın Erdoğan’a danışmanlık yaptığı dış politika, etik alandan ibaret değil. Kalın da gayet iyi bilir ki öyle olsa bizzat AKP, yalnız Ortadoğu’dakilere değil Sudan’ın Beşir’ine, Libya’nın Kaddafi’sine, Türkmenistan’ın Türkmenbaşı’sına, Pakistan’ın Müşerref’ine, Azerbaycan’ın Aliyev’ine ve başka başka despotlara da el uzatmazdı. Yıllarca ve yıllardır yapılan tam da bu.

Çünkü isteseniz de istemeseniz, içinize sinse de sinmese de dış politikanın bir de realpolitik alanı var. Kulağa hoş gelen ideallerin yerini acı gerçeklerin, moral değerlerin yerini basit çıkarların aldığı bir alan bu.

Dış politika oluşturma ve yürütme süreçlerinde etikle realpolitiki ince bir dengede tutamaz, birinde tutunamayınca öbürüne savrulursanız, işte o zaman istediğiniz kadar ‘stratejik derinlik’liklere yelken açın ‘taktik sığlık’larda alabora oluverirsiniz.

AKP hükümetinin güdümündeki Türk dış politikasının geldiği nokta maalesef bu. Mesele ‘değerli yalnızlık’ değil, tükenmişlik sendromu.

Politika üretemeyince, üretseniz de yürütemeyince, yürütseniz de sonuç alamayınca… Ya komplolara sığınacaksınız ya da ‘değerli yalnızlık’ türünden hoş ama boş züğürt tesellilerine.

Erdoğan dün bu tükenmişlik sendromunun artık kronikleşmiş semptomlarından birini gösterdi. Mısır’daki darbenin arkasında İsrail’in bulunduğunu öne sürdü. Joker hakkını kullandı yani…

İşin acı tarafı o ki, İsrail Erdoğan’ın suçlamasına Dışişleri Sözcüsü düzeyinde yanıt verdi, “Bu üzerine yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri” diyerek… Bir İsrail başabakanlık yetkilisi daha da kısa kesmiş: “Saçmalık.”

Bana da öyle geliyor.

Hangi listedeyiz?

İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’den dinlemiştim 2007 yılındaki söyleşimiz sırasında: Turgut Özal’a sormuşlar zamanında, ‘Ortadoğu sorunuyla neden bu kadar çok ilgileniyorsunuz’ diye.
Özal şöyle yanıt vermiş: ‘Sorunu iyi öğrenmem lazım ki günün birinde bir yemeğe davet edildiğimde konuk listesinde miyim yoksa yemek listesinde miyim bileyim.’
Bir yerlerden gidişatı izliyorsa bugünlerde hangi listede görüyordur acaba Türkiye’yi rahmetli?

Kanal İstanbul mu, Ruhban Okulu mu?

Patrik Bartholomeos kimbilir kaçıncı kez Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için çağrıda bulunmuş hükümete, dolayasıyla da başbakana.

Geçenlerde de yazmıştım. ‘Edifice complex’ denen bir kişilik özelliği var başbakanımızın. Dev, mega, çılgın, bizatihi kendi ismi ya da dönemiyle anılacak bir ‘modern miras’ bırakma tutkusu diye açıklanabilir bu kompleks.

Dikkat edin hep bir ‘eser siyaseti’nden bahseder Erdoğan. ‘Hizmet edebiyatı’ yapar. “Onlar laf üretir, biz iş yaparız” der ya da “80 yılda yapılamayanları 10 yılda yaptık.” Üçüncü köprü de var o silsile içinde kentsel dönüşümler de… Çamlıca’ya cami de var nükleer santral de… Duble yollar da var nükleer santral de.

‘Büyük Türkiye’dir Erdoğan’ın vizyonu ilk günden beri, ‘demokratik Türkiye’ değil. Ve o büyüklük elverdiği kadar ya da o büyüklüğe hizmet ettiği ölçüde demokrasiye yer vardır Erdoğan’ın vizyonunda. Daha fazla değil.

Tam da bu yüzden sandık hariç demokratik değerler değil, ekonomik rakamlar daha önemlidir Erdoğan için. Marmara’yı Karadeniz’e bağlayacak bir su yolu açmaya cesaret eder ama, Heybeli Ruhban Okulu’nu açmaya niyet etmez. Her ile havaalanı açmayı neredeyse saplantı haline getirir ama cemevi açmayı umursamaz.

Ve tam da bü yüzden yıllardır nükleer santral(ler) hayaliyle yatıp kalkar ama küçücük bir parkı aylardır bir kabusa çevirmekten çekinmez.

Taraf, 21 Ağustos 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s