Apoletli firavunlar ülkesi

Tempo yazısı: Darbe ve darbeden bu yana olup bitenler Mısır’ın demokrasiyle ilişkisini epey uzun bir süre daha ‘platonik’ düzeye mahkum etti bile. Flört kısa sürdü, topu topu bir yıl. 

T1

3 Temmuz 2013 gecesi bir ilke tanıklık etmişti tüm dünya. Olup bitenlerden bihaber birisi Mısırlıların Dünya Kupası’nı kazandığını sanabilirdi. Oysa şampiyonluğu falan değil, askeri darbeyi kutluyordu ülke çapında sokağa dökülmüş milyonlarca insan. ‘Şenlik’ sabaha kadar sürecekti…

Çok değil, 40 gün kadar sonra aynı sokaklara bu kez makineli tüfek takırtıları hakimdi. O ‘şenlikli’ gecenin sabahından itibaren bir şiddet sarmalına kapılmıştı ülke. Darbeye maruz kalan, Müslüman Kardeşler, devrik cumhurbaşkanı Muhammed Mursi işbaşına dönene kadar direnmeyi seçmişti çünkü. Mısır sokaklarından cenazeler kaldırılıyordu hemen her gün.

Daha önce de saldırmıştı askerler ve polisler göstericilere. Ama böylesi görülmemişti: 14 Ağustos’ta askerler Kahire’de oturma eylemi yapan Mursi yanlılarının üzerine düpedüz ateş açmıştı. Gün içinde tüm ülkeye yayılan çatışmalar sonucunda ölü sayısı 600’ü aşacaktı.

Darbeci, darbeciliğini yapmıştı ‘nihayet.’

‘Uygar dünya’nın gözü açıldı sanki biraz o katliam gününün ardından. Darbe değil ama darbeciler sorgulanmaya başladı. Ama o kadar.

Zaten darbecilerin umurunda mı! Suudi Arabistan, Körfez, pek belli etmese de Batı arkalarında. Hatta Rusya, İran, Suriye ve daha nice Arap ülkesi. Şu an, ‘değerli bir yalnızlık’ içinde, başından beri darbeci rejime karşı tavır almış tek ülke Türkiye.

Kaldı ki halihazırda Müslüman Kardeşler bir yana Mısırlıların da, dünyanın da önceliği demokrasi değil, istikrar. Darbe ve darbeden bu yana olup bitenler Mısır’ın demokrasiyle ilişkisini epey uzun bir süre daha ‘platonik’ düzeye mahkum etti bile. Flört hayli kısa sürdü, topu topu bir yıl.

İlginçtir, ben bu satırları yazarken BBC bir flaş haber geçti: 17 aydır hapiste tutulan Hüsnü Mübarek askeri helikopterle hastaneye naklediliyordu. Oradan da muhtemelen ev hapsine. Son durak belki de Suudi Arabistan. Seçilmiş cumhurbaşkanı hapse atılırken, devrik diktatör hapisten çıkıyor. Yeterince açıklayıcı… ‘Devrim’ geri mi sarıyor?

Son iki yılda olup bitenler ‘marjinal’ bir kesim hariç Mısır’ın demokratik birikiminin yetersizliğinin yansıması biraz da. Darbecilerle kol kola giren sözde sivil liderler gibi darbe mağduru Müslüman Kardeşler’in liderleri de bu yetersizlikten payını fazlasıyla almış maalesef.

Öte yandan gerçek şu ki Mısır’da rejimin asıl sahibi 60 yıl sonra hala aynı: ordu. Zaten başından beri mesele generallerin, Müslüman Kardeşler’i iktidara ne kadar ortak edeceğiydi. 3 Temmuz’daki darbe, ordunun ‘paylaşım marjı’nın hayli dar olduğunu göstermişti zaten.

T2

T3

Mısır deyip geçmeyin

20’nci yüzyılda Ortadoğu’nun siyasi iklimini değiştiren iki ana akımın da çıkış noktasıdır Mısır: Arap milliyetçiliği ve İslamcılık.

Mısır’ın yakın siyasi tarihi, bu iki akımın iktidar mücadelesinin dökümü aynı zamanda. Abdülfettah el Sisi Muhammed Necip‘in, Cemal Nasır‘ın, Muhammed Mursi ise Hasan el Benna‘nın, Seyyid Kutub‘un varisi.

General Necip, ‘İngiliz kuklası’Kral Faruk‘u devirdiğinde yıl 1952′ydi. Nasır, Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek derken askerler 60 yıl boyunca Mısır’ı demir yumrukla yönetti. Rejimin tek dişli rakibi ise kökü 1930’lara kadar uzanan Müslüman Kardeşler (İhvanı Müslimin) olageldi. Ama ne zaman diş gösterdiyse o demir yumrukla karşılaştı hep.

Askeri idare hiç de şaşırtıcı sayılamayacağı üzere ne ekonomik refah getirebildi ülkeye ne de demokrasinin önünü açtı. Hal böyle olunca zaman içinde yoksulluk ve yoksunluk kitleselleşti. Yolsuzluk, usulsüzlük ve baskı, rejimi içten içe kemirip itibarını tüketti.

2000’lerin sonuna gelindiğinde toplumsal huzursuzluğun bir isyana dönüşmesi an meselesiydi. Bu yüzden Tunus’ta yeşeren ‘Arap Baharı’nın Mısır’ın kurulu düzeni için sonun başlangıcını müjdelediği aşikardı. Öyle de oldu.

Fil tökezleyince

Denir ki Mısır Ortadoğu’nun filidir. Yürüdü mü ayak sesleri tüm bölgede duyulur. Boş bir laf değil bu. Bugün tökezliyor, hatta yere kapaklandı kapaklanacak o fil. Ve Ortadoğu’nun hali ortada. Ne Tunus ve Libya’daki rejim değişiklikleri, ne Yemen’daki hercümerc, ne de Suriye’de süregiden iç savaş Ortadoğu’yu Mısır’da olup bitenler kadar sarstı. İşin kötüsü daha da sarsacak…

T4

Yalancı bahar

‘Arap Baharı’ Mısır’a ulaştığında 2011 yılının başıydı. Askeri rejim, 60 yılın birikimiyle başta Kahire’nin Tahrir’i olmak üzere Mısır’ın meydanlarını dolduran milyonlara ancak 18 gün dayanabildi. İncelikli bir manevrayla Hüsnü Mübarek’in rolüne son verildi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ömer Süleyman 11 Şubat’ta, Mübarek’in tüm yetkileri General Hüseyin Tantavi komutasındaki orduya, hükümeti de yine eski komutanlardan Başbakan Şefik Ahmet‘e bıraktığını açıkladı.

Generaller ilk iş olarak meclisi feshedip anayasayı askıya aldı. Askerin yol haritasına göre altı ay içinde yeni bir anayasa yazılıp sonra da seçime gidilecekti. ‘Demokratik devrim’lerine el konulduğu kaygısı, milyonları Mübarek’i devirdiklerine sevinemeden yeniden meydanlara döktü. Ve ordu ve sözde sivil hükümet ile arasında göstericiler arasında aylarca sürecek bir gerilim sürecine girildi.

İhvan tam muradına ermişken

Askeri vesayet gölgesindeki ‘sivilleşme’ senaryosunda Mısır’ın en güçlü ve en örgütlü partisi Müslüman Kardeşler (İhvanı Müslümin) ister istemez figüranlıktan aktörlüğe yükseldi. Hayli çalkantılı bir geçiş döneminin ardından Müslüman Kardeşler Kasım 2011 seçimlerinde oyların yüzde 40’ını alarak mecliste çoğunluğu ele geçirdi.

Bu zaferden gözü korkan ordu, çareyi Müslüman Kardeşler adayının kazanacağına kesin gözüyle bakılan cumurbaşkanlığı seçimlerine kısa bir süre kala, meclisi yeniden feshetmekte buldu. Generaller kendilerini yeni yetkilerle donatıp yasama ve yürütme organlarını neredeyse ‘vitrin süsü’ haline getirecek bir kararname çıkardı.

Ve korktukları başına geldi. Haziran 2012’de Muhammed Mursi Mısır’ın ilk sivil ve seçilmiş İslamcı lideri olarak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. İhvan, on yılların ‘tevekkül’ünün karşılığını nihayet almış, nihayet muradına ermişti.

Müslüman Kardeşler’in iktidara uzanması, taban tabana zıt iki beklenti oluşturdu. İyimser beklentiye göre Mısır askeri vesayetten kurtulup sivilleşerek normalleşecek ve giderek ılımlı bir İslam demokrarisine evrilecekti. Kötümser beklentiye göre ise İhvan doğası gereği Mısır’ı daha da İslamileştirecek, laikçi ve liberal kesimler daha da yabancılaşacağından mevcut kutuplaşma keskinleşecekti.

Beklentiler bir yana, çok geçmeden acı gerçek ortaya çıkmaya başladı: Ne İhvan, iktidara hazırdı, ne de ‘kurulu düzen’ ve halkın geniş bir kesimi seçimle de işbaşına gelmiş bulunsa İhvan iktidarına.

Koltuğu sağlama alayım derken

Mursi’nin ilk icraatı orduya meydan okumaktı. Ayağının tozuyla cumhurbaşkanlığı seçimine günler kala ordunun feshettiği meclise oturuma çağırdı. Meclis de fesih kararına gerekçe yapılan mahkeme kararını geçersiz ilan etti. Hal böyle olunca seçilmişlerle atanmışlar arasında bir yetki karmaşası patlak verdi. Mücadelenin sert geçeceği daha ilk günden belli olmuştu.

Mursi durmadı. Ağustos ayında savunma bakanı dahil tüm üst düzey komutanları görevden aldı. Ardından göreve gelmesinden önce cumhurbaşkanının yetkilerini kırpan askeri kararnameyi iptal etti. Yerine, cumhurbaşkanına olağanüstü yasama ve yürütme yetkileri ve anayasa yazımında belirleyici söz hakkı veren kendi kararnemesini çıkardı. Nihayet, şu anda muhtemelen bin pişmanlık duyduğu bir karara imza atarak, askeri istihbarattan sorumlu General Abdülfettah el Sisi’yi genelkurmay başkanlığına, dolayısıyla savunma bakanlığına atadı.

O günlerde el Sisi’nin ünü, meydanlara dökülmüş kadın protestocuları ‘bekaret testi’ne tabi tutmasıyla sınırlıydı. Askerleri, tecavüz suçlamalarından korumayı amaçlıyordu bu testler!

Mursi koltuğunu sağlama almış görünüyordu. Kasım 2012’de yasama ve yürütmeye ilişkin yetkilerini daha da genişleterek karar ve icraatlarını yargı denetiminden muaf haline getiren yeni bir kararname çıkardı. Aynı ay içinde Müslüman Kardeşler imzalı anayasa taslağı mecliste kabul edildi. Beklentilerin aksine tam sivilleşme öngören bir anayasa değildi bu. Ordu ayrıcalıklı konumunu koruyacaktı. Daha İslami bir anayasa uman, en güçü ikinci siyasi parti konumundaki Selefi Nur Partisi’nin taleplerini de karşılamıyordu yeni anayasa. Özetle, ne İsa’ya ne Musa’la yaranabilmişti Mursi.

Çok eleştirildi

Eleştiriler İhvan’ın söylem ve icraatına yönelmişti artık: Mursi kılpayı farkla, üstelik ikinci turda seçilmesine rağmen çoğunlukçuluk güdüyordu. Askeri vesayeti kaldırıyormuş gibi yapıp yandaş ordu kurmaya girişmişti. Müslüman Kardeşler yeni anayasa sürecinde muhalefeti dışlamakla kalmamış, şimdi de Mursi’yi anayasanın üstünde yetkilerle donatmaya başlamıştı. Mursi daha demokratik değil daha İslami bir Mısır hedefliyormuş görüntüsü veriyordu.

Dahası ceberrut polis örgütüne el atılamadığı gibi, asayişin iyice bozulması karşısında çare üretilemiyordu. Ekonomi iyileştirileceğine daha da beter hale gelmişti. Özellikle 2013’ün mart ayından itibaren akaryakıt sıkıntısı başgösterince elektrik kesintileri artmıştı. Benzinden ekmeğe kadar her şeye fahiş zamlar gelmişti. Üstüne üstlük İhvan, IMF’yi ülkeden kaçırtmış, 4.8 milyar dolarlık krediyi zora sokmuş, piyasaları bozmuştu. Müslüman Kardeşler, Mursi’nin ve hükümetin başarısızlıklarını yazıp çizen medyanın sesini de boğmaya çalışıyordu.

En kötü yıldönümü hediyesi

Mursi cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturalı bir yıl geçmeden toplumsal huzursuzluk başgöstermişti bile. Adres yine başta Tahrir olmak üzere meydanlardı. Milyonlarca insan sokağa dökülmüş Mursi’nin istifasını istiyordu.

Gösteriler 30 Haziran’da Mursi yandaşlarıyla taraftarları arasında gerginliğe dönüştü. Müslüman Kardeşler’in Kahire’deki genel merkezi ateşe verildi. Ülke çapındaki çatışmalarda yedi kişinin öldüğü bildiriliyordu akşam haberlerinde. Mısır’ın ‘demokrasi’yle ilk flörtünün tadı kaçmıştı.

1 Temmuz akşamı, Mursi’nin iktidara gelişinin birinci yıldönümünde, korkulan oldu. Devlet televizyonundan, tam da Mursi’nin atadığı o generalin, Genelkurmay Başkanı ve Savunma Bakanı el Sisi’nin imzasını taşıyan bir bildiri okunmaya başladı. Bir ultimatomdu bu. Mursi’den toplumun taleplerine kulak verip muhalefet liderleriyle anlaşması, ‘huzur ve güven ortamı’nı yeniden tesis etmek amacıyla daha geniş tabanlı bir hükümet kurulması için girişimlere başlaması isteniyordu. 48 saati vardı Mursi’nin. Aksi takdirde ordu kendi yol haritasını uygulamak üzere müdahale edecekti. Bu harita cumhurbaşkanının azlini, meclisin feshini ve geçici bir hükümet kurulup bir yıl içinde seçimlere gidilmesini öngörüyordu.

Ertesi akşam konuşma sırasında Mursi’deydi. Gecenin ilerleyen saatlerinde televizyonlardan canlı yayınlanan konuşmanın özeti meydan okumaydı. Mursi, “Bu ülkenin meşru cumhurbaşkanıyım. Gerekirse bedelini hayatımla öderim” diyordu.

‘Son’ sözü el Sisi söyledi. 3 Temmuz akşamı tanklar Kahire sokaklarına çıkıp cumhurbaşkanlığını kuşattı. El Sisi bizzat televizyona çıkıp ultimatomun gereğini yerine getirmeye başladıklarını açıkladı. İşin ilginci hemen arkasında Selefiler’in Nur Partisi dahil irili uf aklı birçok siyasi parti lideri, Sünni İslam’ın kalesi El Ezher’in şeyhi ve yüksek yargı başkanları tam kadro hazır bulunuyordu.

Tahrir o gece ‘bayram yeri’ydi adeta. Milyonlarca insanın havai fişekler ve lazer ışıkları eşliğinde, sabaha kadar kutladığı ilk darbeye tanıklık ediyordu dünya.

Mursi gözaltına alınmıştı bile. Müslüman Kardeşler’in önde gelen liderleri tek tek etkisiz hale getirilmeye başladı. Meclisi feshetme ‘şeref’i ertesi gün yeni ‘cumhurbaşkanı’ Yüksek Mahkeme Başkanı Adli Mansur‘a düşecekti.

Darbenin ardından nasıl bir ‘taktik’ izleyeceği merak konusuydu İhvan’ın. Sineye mi çekecekti yoksa geleneğinden kopup topyekün, hatta gerekirse silahlı mücadeleye mi başlayacaktı?

İzlenecek yolun sinyalini ertesi gün ‘rehber’lerden Muhammed Bedii verdi. Mursi görevine dönene kadar evlere gidilmeyecek, darbeye direnilecekti.

T5

O günden bu yana direniyor İhvan.

Nereye kadar, işte onu bilen yok. İşin kötüsü Bedii’ye de soramazlar, çünkü o da içerde artık

Tempo, Ağustos 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s