Ruhani farkı

Bir fark yaratacağı daha ilk günden belliydi İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin. Ama bu kadar erken beklenmiyordu…

Dile kolay am 34 yıl sonra bir ABD başkanı ile İran cumhurbaşkanı arasında ilk kez doğrudan bir görüşme gerçekleşti. İnisiyatif Washington’dan gelmiş. Belli ki, Ruhani’nin Tahran’dan New York’a taşıdığı ılımlı söylem ve tavrını ödüllendirmek, cesaretlendirmek istedi Obama.

ABD-İran husumeti küresel jeopolitiğin son 40 yılına vurulmuş bir kilit. Bu kilidin çözülmesi, açacağı kapılar açısından ancak Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle kıyaslanabilir. Birkaç dakikalık telefon görüşmesinin yarattığı etki bile ‘inanılmaz.’

Sürecin nasıl gelişeceği her şeyden önce ABD ile İran arasındaki husumetin en en çetrefil meselesini oluşturan nükleer anlaşmazlığın giderilip giderilmeyeceğine bağlı. İki ülkenin küresel ve bölgesel ölçekte, birbirlerine karşı aldıkları kemikleşmiş pozisyonların nasıl yumuşatılacağı bir başka mühim mesele. Bir yanda Hizbullah öte yandan İsrail’in bu olası yeni döneme nasıl yaklaşacağı da soru işareti.

İşin ideolojik yanına gelince… Amerikan pragmatizmi, ilişkilerdeki tarihi bagajın yükünü kaldırabilir. Ancak İran’da Devrim Muhafızları ya da Rehberler Şurası gibi yerleşik düzenin anahtar unsurlarının böylesi bir hafiflemeye hazır olduğunu söylemek zor. Amerikan karşıtlığının neredeyse bir toplumsal kimliğe, hayat tarzına, düşünce sistematiğine dönüştüğü bir ülkeden söz ediyoruz. Nitekim Ruhani Tahran’a dönüşünde destek kadar protesto gösterisiyle de karşılandı.

Tabii ki en önemlisi, İran’da ‘her şeyin üstündeki’ gerçek gücü temsil eden ruhani lider Hamaney’in kafasından neler geçtiği. Unutmamak gerekir ki iki önceki cumhurbaşkanı Hatemi de epeyce bir umut rüzgarı estirmiş, ancak Hamaney ‘trene binmediği’ için İran-ABD ilişkilerinde yaprak kımıldamamıştı.

Her halükarda İran ile ABD arasındaki taktik manevraların, stratejik bir tercihi yansıtıp yansıtmadığını kestirebilmek için daha fazla veriye ihtiyaç var. İlk veriler, önümüzdeki ay Tahran ile yeniden başlayacak nükleer müzakerelerde ortaya çıkacak.

Çin işi, Türk aklı

Batı’yı, bu kez en çok da NATO’yu bir kere daha dumura uğrattık.

Türkiye hava savunma amaçlı uzun menzilli füze ihtiyacını Çin’den karşılamaya karar verdi. İşin teknik, taktik, lojistik, fizibilite derken türlü çeşitli ayrıntısı var. Ama en önemlisi işin siyasi boyutu. NATO üyesi, NATO’ya entegre bir ülkenin Çin’den stratejik nitelikte silah alması. Uzmanların ve analistlerin anlayamadığı da bu zaten.

Çin’le siyasi, ekonomik, kültürel, ticari ilişkilerin geliştirilip derinleştirilmesine kimsenin diyeceği bir şey olamaz. Diyen de yok zaten ama böylesi bir alışverişin mantığını, maliyet dışında yararını izah etmek kolay değil. Bu, Ruslara nükleer enerji santrali kurdurmaya benzemez.

Anlaşılan o ki Türkiye kısa bir aranın ardından yeniden gündem belirleyen ülke olmaya karar verdi!

Paket paket demokrasi

Dipten gelen değil, tepeden inenen bir demokratikleşme geleneğimiz var. Bir türlü bütünlüklü bir demokrasiye geçemediğimiz için paket paket demokratikleşiyoruz. ‘Yetmez ama evet’ diye sloganı bile çıktı.

Başbakan yarın bir paket daha çıkaracak şapkasından. Belli ki çözüm süreci gibi, Alevi açılımı gibi, yeni anayasa yazımı gibi ‘AKP usulü demokrasi’nin yeni bir sürümüyle karşı karşıya kalacağız. Ve yine baştan belli ki yetmeyecek.

Bir direniş daha var

Geçen şubat ayıydı. Daha TOMA’lar şan şöhrete kavuşmamıştı Türkiye’de.
Neden ve nasılsa, başka eksiği ihtiyacı yokmuş gibi KKTC’ye de bir adet TOMA uygun görüldü. İhaleye çıkıldı. Mart ayında 322 bin dolar karşılığında Türkiye’ye sipariş verildi.

31 Mayıs’tan itibaren TOMA’lar Türkiye’de polis şiddetinin simgesine dönüşünce Kıbrıslı Türklerin de gözü korktu. Ve sivil toplum, özellikle de sol partiler, örgütler ve sendikalarca direniş başlatıldı.

Solun en güçlü partisi CTP temmuzdaki seçimlerden birinci parti çıkıp koalisyonun büyük ortağı olarak hükümete gelince direniş resmileşti. Başbakan Özkan Yorgancıoğlu, teslimatı engellemek için gerekirse gümrükte eylem yapacağını söyledi.

Ve nihayet, KKTC polisinin bağlı bulunduğu Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı (Barış Kuvvetleri’ne, Barış Kuvvetleri de TSK’ya bağlıdır) havlu attı. TOMA’dan vazgeçildi.

Kıbrıslı Türkler, baştan sona sivil bir direnişle dünyanın en absürd siparişini iptal ettirerek bir yanlıştan döndürdüler hem KKTC’yi hem Türkiye’yi… Toplumsal dayanışma ve siyasi irade ortaya koydular. Simgesel de olsa önemli bir kazanç söz konusu Kıbrıslı Türkler adına.

Ve ancak şapka çıkarılır bu direnişe.

Taraf, 29 Eylül 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Kıbrıs, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s