Tam anayasal düzeni yıkacaklardı ki…

İyi polis şöyle der: Ama bakın çocuklar, o arkadaşlar gazetecilik faaliyetlerinden ötürü hapiste değiller ki (Cümle sonuna doğru her nedense mahçup bir tebessüm yayılır suratına, damağı kurur gibi olur, sesi incelir, çatlar hafiften). Kötü polis ise şöyle der: Basın kartı taşıyor diye, gazetecilik yapıyor diye kimseye suç işleme özgürlüğü tanıyacak halimiz yok. Dünyanın hiçbir yerinde yok böyle bir şey… Yargı gereği neyse yapacaktır (Hiç titremez sesi, kaşlar her daim olduğundan daha da çatıktır). Hemen atılır, kötü polisten geç de olsa umudunu kesmiş, artık tüm umudunu iyi polise bağlamış medya mahallesinin iflah olmaz kimi sakinleri.. Bakın gördünüz mü aradaki farkı… Üslup farkı var bariz biçimde…
Kimilerini bu da kesmez… Derler ki, yok yok, üslup farkından fazlası var… Farklı düşünüyorlar birçok konuda…
Onlar tartışadursun dün dört gazeteciye (Sedat Şenoğlu, Bayram Namaz, Arif Çelebi ve Füsun Erdoğan) müebbet hapis cezası verildi ‘yeni Türkiye’de. Yargı, gereğini yaptı yani…

Suçlama, yasadışı Marksist Leninist Komünist Parti çatısı altında ‘anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs.’ Nasıl, hangi güçle yapacaklarsa artık…

Çelebi, Namaz ve Erdoğan yaklaşık yedi yıldır içerideydi… Umalım ki yargının son sözü olmasın bu…

Erdoğan, şaibeli bir bilgisayar çıktısında MLKP merkez komite üyesi olarak adı geçtiği gerekçesiyle yargılanıyordu. Basına yansıdığı kadarıyla, ‘anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs’ ettiğini gösteren başka bir ‘kanıt’ yok…

Ne fark eder.

İyi polis şöyle diyecektir muhtemelen: Tabii üzücü şeyler bunlar. Demokrasimize gölge düşüyor…

Kötü polis pek oralı olmayacaktır: Yargı kararıdır, herkesin saygı duyması lazım.

Ya da öyle bir şeyler işte…

Bağzı şeyler hiç değişmiyor herhalde

“Allah Allah diyorum. Toz kondurmuyorlar Tayyip Erdoğan’a. Kimler mi? Bazı meslektaşlarımdan bahsediyorum… Erdoğan kaç zamandır iktidarda. Hiç mi hatası yok? Hiç mi açık vermiyor? Geçtim eleştiriyi, eleştirinin kırıntısına bile rastlanmıyor yazılarında. Ayıptır ayıp!

Bu yaptığınız, iktidar kibrini besliyor.
Bu yaptığınız, devlet benim kibrini besliyor. Bu yaptığınız, öylesine bir iktidar, bir güç şımarıklığı ya da sarhoşluğu yaratıyor ki, bunun kimseye, hiçbir şeye hayrı dokunmaz.
Bu tutum, Tayyip Erdoğan’ı daha çok yanlışa sevk eder, ondaki otoriter damarı daha çok güçlendirir.
‘Aman Beyefendi rahatsız olmasın!’ gazeteciliğinin kimselere hayrı dokunmaz.”

Bu satırlar Hasan Cemal’in 5 Kasım 2013 tarihli t24 yazısından

“Cumhuriyette padişah, imparator, sadrazam falan yoktur. Ülkenin padişahı da, imparatoru da, kralı da hep halktır.
Herkes hak ve özgürlüklere sahiptir.
Gazeteler hükümete yaltaklanmak zorunda değildir. Her türle eleştiriyi yaparlar.
Mahkemeler özgürdür, bağımsızdır. Onlara ne meclis karışır, ne de başkan.
Diktatörlük rejimlerinde (…) gazeteler iş başındakilere dalkavukluk ederek yaşamlarını sürdürürler, iktidardakileri öve öve göklere çıkarırlar. Bütün kötülükleri iyilik olarak gösterirler. Kolay para kazanmanın yolu da budur.”

Bu satırlar da Ziya Bey’in, 13 Eylül 1870 tarihli Hürriyet’teki yazısından (Vatan Sattık Bir Pula/Namık Kemal’in Romanı, Hıfzı Topuz, Remzi Kitabevi, İstanbul, s.78)

‘Hala büyüleyici ama artık tadı yok’

Steven A. Cook‘u tanır mısınız bilmem. ABD’nin muteber fikir fabrikalarından The Council on Foreign Relations’ın önde gelen Ortadoğu ve Türkiye uzmanlarındandır.
Bizim medyanın pek sevdiği tabirle bir ‘Türkiye aşığı’, bir ‘Türk dostu’dur. Daha doğrusu öyle bilinirdi…

Dün blogunda, ‘Artık bana müsaade’ gibisinden bir başlıkla uzunca bir yazı yayımladı Cook. Son derece ‘asap bozucu’ bir yazı.
Son üç yıldır, ama özellikle de Gezi eylemlerinden sonra Türkiye’nin nasıl tadının kaçtığını anlatıyor.

Her şey, ‘Arap Baharı, Türk Sonbaharı’ başlıklı eleştirel yazısıyla başlamış… Yahudi kimliği vurgulanarak yöneltilen eleştirilerle bir biçimde baş etmeyi bilmiş.

Bir figüran olarak içine yerleştirildiği komplo teorileriyle de.
“Ama” diyor, “Özellikle son altı ayda bir şeyler değişti. Türk siyesetinin dili iyice karanlıklaştı. Yabancı gözlemcilere yönelik saldırılar çığrından çıktı.”

Gezi eylemlerı sırasında maruz kaldığı, maalesef bazıları akademi ve medya kaynaklı ırkçılığa varan hakaretleri, karalama ve sindirme girişimlerini, hatta tehditleri, işin ilginci isim vererek anlatmış Cook.

Ve şöyle bitirmiş yazısını: “Türklerin sevdiği bir laf vardır, ‘Dost acı söyler’ diye. Güzel bir aforizma bu ama doğru değil. Türkler sadece tatlı şeyler duymaktan hoşlanıyor. Türkiye’nin siyasetini eleştirme cüretini göstermeyegörün, hükümet taraftarları size, meslek ahlakınıza, işvereninize ve kişiliğinize demediğini bırakmayacaktır. Ne hazin bir durum.”

Taraf, 6 Kasım 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Türkiye içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s