1027 Filistinli’ye bedel 1 İsrailli

Tempo yazısı: Ortadoğu’nun şiddet tarihinde ‘adam kaçırma’nın ayrı bir yeri var. Sıklıkla başvurulan, etkili bir yöntem. Özellikle de esir değişimi amaçlı… Nitekim, iki THY pilotu da ancak, Suriyeli muhaliflerce İran ajanı oldukları gerekçesiyle kaçırılmış dokuz Lübnanlı’nın serbest bırakılması karşılığında salıverildi. Ortadoğu’daki ‘adam kaçırmalar’ içinde öyle biri var ki, nasıl olup bittiği de sonuçları da hala konuşulur, tartışılır… Gelin beraber okuyalım o sayfayı…

İki THY pilotunun Lübnan’da Şii militanlarca rehin alındıktan 72 gün sonra salıverilmesi, Türkiye’yi sevindirdi. Ne var ki Murat Ağca ve Murat Akpınar’ın kaçırılmaları gibi dönüşleri de siyasi polemik konusu haline geldi.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, iki pilotun özgürlüğüne kavuşmasını Başbakan Tayyip Erdoğan’ın etkinliğine ve Türkiye’nin bölgedeki gücüne bağladı. Muhalefet tarafından ise nasıl ki kaçırılma eyleminin faturası, dış politikası nedeniyle AKP hükümetine kesildiyse, salıverilme de AKP’nin hiçbir etkisinin bulunmadığı öne sürüldü. Özellikle, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın iki pilotu havaalanında karşılaması, muhalefet partilerince ‘şov’ diye nitelendi…

Ortadoğu’nun şiddet tarihinde ‘adam kaçırma’nın ayrı bir yeri var. Sıklıkla başvurulan, etkili bir yöntem. Özellikle de esir değişimi amaçlı… Nitekim, iki THY pilotu da ancak, Suriyeli muhaliflerce İran ajanı oldukları gerekçesiyle kaçırılmış dokuz Lübnanlı’nın serbest bırakılması karşılığında salıverildi.

Ortadoğu’daki ‘adam kaçırmalar’ içinde öyle biri var ki, nasıl olup bittiği de sonuçları da hala konuşulur, tartışılır… Gelin beraber okuyalım o sayfayı…

fotoğraf 1

Dört İsrail askeri neye uğradığını şaşırmıştı. İçinde nöbet tuttukları tanka havan topu isabet etmişti. Saat sabahın beşiydi. Biri hariç uyuyorlardı zaten.

Üç asker emir ve talimatların aksine panik içinde tanktan dışarı attı kendini. Atmalarıyla yaylım ateşine maruz kalmaları bir oldu. Çok geçmeden ikisi ölmüştü bile. Diğeri yaralı olarak uzaklaşmayı başardı.

Her şey bir anda olup bitmişti.

Filistinli militanlar geldikleri gibi gitseler saldırı Ortadoğu’daki bitmek bilmez savaşın alelade sayfalarından birine yazılacaktı. Ama, öyle olmadı. Tankın içinde kalan dördüncü askeri esir alıp öyle döndüler ‘sefer’den… Ve o askerin akıbeti, sonraki beş buçuk yıl hiç gündemden düşmedi…

O güne kadar adını eşi dostu dışında kimsenin duymadığı ‘çelimsiz, utangaç, çoçuk yüzlü’ bir onbaşıydı Gilad Şalit. O günden sonra ise birdenbire hiç istemediği bir ‘ün’e kavuşacaktı. İsrail’in ‘onur meselesi’ haline gelecek, özgürlüğü uğruna ‘düşük yoğunluklu savaş’lara girişilecek, yüzlerce insan hayatını kaybedecek ve tabii aralarında hüküm giymişlerin de bulunduğu tamı tamına 1027 Filistinli militan salıverilecekti… Ve Şalit, ancak 1934 gün sonra, ama bir ‘mili kahraman’ olarak ailesine ve ülkesine dönecekti.

Evet, Gilad Şalit İsrail’in Gazze Şeridi sınırındaki Kerem Şalom askeri karakolu yakınında kaçırıldığı o gün, yani 25 Haziran 2006’da henüz 19 yaşındaydı. İsrail topraklarına yeniden ayak bastığında ise 24.

Saldırının intikamını almak ve Şalit’in salıverilmesini sağlamak için fazla beklemedi İsrail. Üç gün sonra, çok değil daha bir yıl önce çekildiği Gazze Şeridi’ne yeniden girmekle kalmadı. Havadan bombardıman başlattı. Bölgeyi ablukaya aldı. Ayrıca Hamas’çılar başta olmak üzere ‘olağan şüpheliler’e yönelik tutuklama furyasına girişti.

İşin tuhafı, Şalit’in akıbeti meçhuldü, yaşayıp yaşamadığı bilinmiyordu. O günlerde tek bilinen, saldırıyı Hamas’ın askeri kolu İzzeddin el Kassam Tugayı’nın öncülüğündeki silahlı grupların gerçekleştirdiğiydi. Örgüt, Şalit’i elinde tuttuğunu bildirerek, hemen ertesi gün talebini ortaya koymuştu: İsrail hapishanelerindeki binlerce tutuklunun salıverilmesi. Ancak Şalit’in yaşadığına ilişkin bir kanıt yoktu ortada.

İsrail ilk başlarda ‘terörist’lerle pazarlık yapmama ilkesine sıkı sıkıya sarıldı. Türkiye’nin de adının geçtiği arabuluculuk girişimlerini pek umursamadı. Meseleyi ‘demir yumruk’la çözebileceğine, Hamas’ın eninde sonunda pes edip Şalit’i bırakacağına inandı.

Ne var ki zaman geçip Hamas’ın direnci kırılamayınca amacın kolay ve kısa yoldan hasıl olamayacağı anlaşıldı. Daha önemlisi Şalit’in ailesi ve yakınları, halkın da desteğiyle Binyamin Netanyahu hükümeti üstündeki baskıyı artırıyordu. Sonuçta liseyi bitiren kadın erkek tüm gençlerin üç yıl boyunca zorunlu askerlik yaptığı bir ülke(ydi) İsrail ve Şalit’in başına gelen, her gencin başına gelebilirdi.

Hamas da kozunu iyi oynuyordu doğrusu. 26 Haziran 2007’de, yani eylemin birinci yılının dolduğu gün, örgütün internet sitesinde Şalit’in sesli bir mesajı yayınlandı. Bu, Şalit’in hala hayatta olduğuna dair ilk kanıttı.

‘Yaşam belirtisi’ üzerine Netanyahu hükümeti daha fazla direnemedi. Almanya ve Mısır’ın arabulucuğuyla Hamas’la dolaylı müzakerelere başlandı.

fotoğraf 2

Pazarlık, kaç Filistinli mahkumun salıverileceği kadar hangilerinin salıverileceği üzerineydi. 5 ila 6 bin Filistinli’yi tutuklu ya da hükümlü olarak hapishanelerde tutan İsrail, Mervan Bagruti ve Ahmed Sedat gibi üst düzey isimlerin de yer aldığı Filistinlilerin listesini kabule yanaşmıyordu.

Hamas bir hamle daha yapıp bu kez 2008’in haziranında Şalit’in el yazısıyla yazdığı bir mektubu paylaştı. Ses kaydı gibi, el yazısı da Şalit’e aitti.

Şalit, hücresinde kafasından oyunlar uydururaka, çoraplarından top yaparak, gardiyanlarıyla satranç oynayarak, İsrail haritası çizerek, doğup büyüdüğü Mitzpe Hila köyünün resmini çizerek hayata tutunmaya çalışadursan Hamas müzakerelerde ilk ‘zafer’ini kazandı. İsrail, yaşadığından emin olmak için epeydir Şalit’in ‘canlı görüntü’sünü izlemek istiyordu. Bu uğurda, 19 kadın Filistinli hükümlüyü salıvermeye hazırdı. Kaset 1 Ekim 2009’da arabuluculara teslim edildiğinde Gazze’de dönüş kutlamaları başlamıştı bile.

Şalit üç mesajında da İsrail hükümetinden kendisini kurtarmasını istiyordu doğal olarak. Mesajların, özellikle de görüntülü mesajın halk üstündeki etkisi, Şalit için yürütülen kampanyayı da iyice canlandırdı. 2010 başında on binlerce insanın katılımıyla İsrail tarihinin en geniş katılımlı ve belki de en uzun süren (tam tamına 12 gün) yürüyüşü gerçekleştirildi Kudüs’e. İsrail hükümetinin Hamas’la müzakerlerde daha esnek bir tutum takınmaktan başka çaresi kalmamıştı.

Buna karşılık, beklenen, en çok da Şalit ve Filistinli mahkumların beklediği anlaşmanın ilan edilmesi için aradan bir yıl daha geçmesi gerekecekti. Nihayet 11 Ekim 2011 günü ilan edilen anlaşmaya göre İsrail, tek bir askerine karşılık, bazılarının sınırdışı edilip sürgüne gönderilmesi koşuluyla tam 1027 Filistinli’yi serbest bırakacaktı.

İsrail’de işin ta başından beri böyle bir ‘takas’a şiddetle karşı çıkanlar da yok değildi. En çok da salıverilecek Filistinlilerin öldürdüğü insanların yakınları, bir başka deyişle ‘şehit anneleri.’ Ayrıca, kanaat önderleri arasında bu tür bir esir değişiminin, Filistinli ‘terörist’leri, İsraillileri rehin almaya teşvik edeceğini, ‘terörizm’in ödüllendirilmiş olacağını savunanların sayısı da az değildi.

Ancak son sözü İsrail yargısı söyledi. Yüksek Mahkeme’ye göre söz konusu esir değişiminde hiçbir hukuki mahzur yoktu.

‘Takas prosedürü’nün tamamlanması uzun sürmedi. İsrail, 477 Filistinli mahkumu salıverince geri sayım başladı.

Nihayet 18 Ekim günü Şalit, Hamas militanları tarafından Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki geçiş noktalarından Rafah’a getirildi. Oradan da yaklaşık beş buçuk yıl önce kaçırıldığı yere, Kerem Şalom’a götürülüp İsrailli yetkililere teslim edildi. Aynı anda İsrail, söz verdiği üzere 555 Filistinli mahkumu daha Gazze ve Batı Şeria’daki geçiş noktalarında serbest bıraktı.

Şalit’in salıverilmesinde Türkiye de ‘sessiz ama derinden’ bir rol üstlendi.

İsrai-Türkiye ilişkilerindeki ‘Mavi Marmara yarası’na rağmen, Başbakan Tayyip Erdoğan, özellikle Şalit’in babası Noam Şalit tarafından 2011’in haziran ayında yazılmış, kendisinden Hamas üzerindeki nüfuzunu kullanmasını rica eden özel mektubun ardından meseleyle kişisel olarak ilgilenme sözü verdi.

Türkiye’nin arabuluculuğunun Hamas üzerinde ne derece etkili olduğu hiçbir zaman anlaşılamadı. Örgüt bu konuda sessiz kalmayı tercih etti. Ancak Türkiye’nin çabası, anlaşmanın ilan edilmesinin hemen ardıdan bizzat İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres tarafından tescil ve takdir edildi. Peres, “Türkiye’nin duruşu, benim için hoş bir sürpriz oldu. Siyaseti bir kenara bırakıp işin insani yönüne odaklandılar” dedi.

Serbest bırakılanlar arasında İsrailli sivilleri öldürmekten hüküm giymiş yüzlerce militan da vardı. Ölenlerin yakınlarının isyan haykırışları, Şalit’in salıverilmesine sevinenlerin sevinç çığlıkları arasında kaybolup gitti.

fotoğraf 3

Şalit, tam anlamıyla bir kahraman gibi karşılandı İsrail’de. On binlerce insan sokaklardaydı. Binlerce aracın katıldığı konvoylar oluşturuldu. Televizyonlar saniye saniye verdi Şalit’in dönüş görüntülerini.

Tel Aviv yakınlarıdaki Tel Nof Hava Üssü’nde uçaktan indiğinde Şalit’i ilk bağrına basan Başbakan Netanyahu oldu. Hemen ardından da İsrail Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı…

Sınırın öte yanındaki sevinç de görülmeye değerdi. Gazze’de ve Batı Şeria’da bayram vardı adeta.

Aklı hala İsrail hapishanelerindeki arkadaşlarında olan Filistinliler ise sloganı bulmuştu bile: “Bize yeni bir Gilad Şalit lazım.”

Şalit, 2012 nisanında çavuş rütbesiyle terhis oldu. Şimdi ne yapıyor derseniz, İsrail’in en çok satan gazetesi Yedioth Ahranoth‘ta spor muhabirliği yapıyor, dünyayı gezip hücrede geçirdiği yılların acısını çıkarıyor…

Tempo, Kasım 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Türkiye içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s