Taşkent kriterleri

Nedir bu Şangay İşbirliği Teşkilatı’nın kerameti ve Erdoğan Türkiye’yi teşkilata üye yapmakta niye bu kadar hevesli? Bir ipucu: Üye ülkelerin ‘demokrasi açığı’ndan başka bir ortak özellikleri daha var: Liderleri, dünyanın muhalefete en dayanıklı isimleri arasında yer alıyor.

Başbakan Erdoğan, Moskova ziyaretinde, ‘yeri gelmişken’ bir özlemini bir kez daha dile getirdi: Türkiye’nin Şangay İşbirliği Teşkilatı’na (ŞİT) alınması.

Tam de yeriydi hakikaten. İki nedenle…

İlki ŞİT’in iki ağır topundan biri Rusya’dır (diğeri de Çin).

İkincisi, mevzu aslında Türkiye’nin AB’ye üyelik süreciydi; Erdoğan, Putin’e “Gelin Türkiye’yi alın. Bizi de bu sıkıntıdan kurtarın” derken, ‘sıkıntı’dan kastı ‘Türkiye’nin AB’ye üyelik süreci’ydi. Taşı gediğine koyuyordu başbakan kendince. Bir başka deyişle, söz konusu süreci bir ‘sıkıntı’, ‘kurtuluş’u da ŞİT üyeliğinde görüyor demek ki Erdoğan.

Peki nedir bu ŞİT’in kerameti ve Erdoğan Türkiye’yi teşkilata üye yapmakta niye bu kadar hevesli?

Türkiye’nin ŞİT sevdası son depreştiğinde bir şeyler karalamıştım. ‘Yeri gelmişken’ hatırlatmakta yarar var…

ŞİT’in diğer tam üyeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan. Bugün itibarıyla öncelik, ‘iç güvenlik’ alanlarında kayıtsız koşulsuz işbirliği. Örneğin Rusya’nın ‘kara liste’ye aldığı bir kişi, örgüt ya da parti herhangi bir üye ülkede barınamıyor.

Teşkilatın merkezi Şangay’da ama, güvenlik temelli işbirliğinin karargahı, yani rejim muhaliflerinin, insan hakları aktivistlerinin korkulu rüyası RATS Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te.

ŞİT üyelerinin ortak bir de kaygısı var: Halk ayaklanması. ‘Arap Baharı’nın ardından bu kaygı iyice depreşti. ŞİT’in bugüne kadarki en kapsamlı askeri tatbikatında da senaryo bir halk ayaklanmasının nasıl bastırılacağına dairdi.

ŞİT’in AB, BM ve Avrupa Konseyi gibi yapılardan ayırt edici özellliği şu: Üye ülkelerin birbirlerinin içişlerine karışmak bir yana, dil uzatmak gibi bir hakkı yok. Bir başka deyişle egemenlik her değerin üstünde, demokrasi dahil. Toprak bütünlüğü kutsal. İstikrar öncelikli.

‘Taşkent kriterleri’ne göre örneğin Urumçi’de olup bitenler Çin’den başka hiçbir ülkeyi ilgilendirmez, ilgilendirmemeli. Benzer biçimde AGİT ya da BM gözlemcileri ŞİT ülkelerindeki hemen her seçimde onca usulsüzlük saptarken ŞİT gözlemcileri tek bir vakaya bile rastlayamıyor.

Üyelik için sıra bekleyen ülkelere bakalım bir de: Üç kategoriye ayrılmış adaylar. Gözlemci, Diyalog Ortağı ve Konuk. ‘Diyalog Ortağı’ ülkeler Belarus, Sri Lanka ve Afganistan. ‘Gözlemci’, Hindistan, Pakistan, İran ve Moğolistan. ‘Konuk’lar ise ASEAN, Bağımsız Devletler Topluluğu ve Türkmenistan.

Özetle Hindistan bir yana bırakılırsa, üyeler ve adayların tümü dünya demokrasi liginin en alt kümesinde. Son Freedom House raporuna göre Özbekistan ve Türkmenistan ‘beterin beteri’ kategorisinde. Hemen üstlerinde Çin ve Belarus var. Kazakistan, Rusya, Tacikistan ve Sri Lanka demokrasisi gerileyenler arasında.

Üye ülkelerin ‘demokrasi açığı’ndan başka bir ortak özellikleri daha var: Liderleri, dünyanın muhalefete en dayanıklı isimleri arasında yer alıyor. Vladimir Putin, bir başbakan bir başkan olarak 1999’dan beri ve en az 2018’e kadar iktidarda. Dünya Kazakistan’da Nursultan Nazarbayev‘den başka lider görmedi; 1991’dan beri yüzde 90 gibi bir oy ortalamasıyla defaatle cumurbaşkanı seçildi Nazarbayev. Özbekiskan Devlet Başkanı İslam Kerimov‘un hem görev süresi hem popülaritede Nazarbayev’den fazlası var, eksiği yok. Her ikisi de ömürleri yettiğince halka hizmette kararlı. Üyelik sırasındaki Belarus Devlet Başkanı, ‘Avrupa’nın son diktatörü’ Aleksander Lukaşenko 1994’ten beri koltukta.

ŞİT’in kerametinin şifreleri bunlar, Erdoğan’ın hevesinin nedenini de siz bulun artık.

 

Yolsuzluk biter mi hiç!

Başbakan Erdoğan’ın he fırsatta önü sürdüğü bir iddiası var: AKP iktidarı döneminde Türkiye’de yolsuzluk bitti.

Erdoğan’ın ölçütü nedir bilmiyorum ama dünyada çeşitli ölçütlerle yolsuzluğun çetelesini tutan bir dernek var, Uluslararası Şeffaflık (Transparency International) diye. Her yıl bir araştıma yaparak dünyadaki yolsuzluğu ortaya koyar dernek.

Gelin bu yılki Küresel Yolsuzluk Barometresi 2013 başlıklı araştırmadaki Türkiye bulgularına bir göz atalım:

– Araştırmaya katılanların yüzde 55’i son iki yılda yolsuzluğun arttığını düşünüyor.

– Son 12 ayda, görüşülenlerin yüzde 21′i sekiz sektörün en azından birinde rüşvet verdiğini ifade ediyor. Bu oranlar Sudan, Kosova, Tayland, Tunus gibi ülkelerin oranlarının altında

– En çok rüşvet verilen sektörlerin başında, eğitim; ikinci sırada polis geliyor; bunları tapu ve kadastro hizmeti veren kurumlar takip ediyor.

– Yolsuzluğa en fazla karışan kurumlar sıralamasında siyasi partileri sırasıyla medya ve meclis izliyor.

– Katılımcıların yüzde 41′i hükümetin yolsuzlukla mücadeledeki faaliyetlerinin etkili, yüzde 38′i ise etkisiz buluyor.

Nasıl IMF’ye borcun bitmesi, Türkiye’nin dış borçtan kurtulduğu anlamına gelmiyorsa üç beş mafya şebekesine çökertmek de yosuzluğun kökünün kurutulduğu anlamına gelmiyor.

Taraf, 24 Kasım 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s