‘Basın özgürlüğü mutlaktır’

ABD gazeteleri aylardır Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) ‘Çok Gizli’ damgalı belgelerini yayınlıyor çarşaf çarşaf. NSA’in nasıl bir ‘global telekulak ağı’ kurduğu yazılıp çiziliyor. En mahrem sırları deşifre olmuş durumda ABD devletinin. Ama… Ama herhangi bir muhabire soruşturma başlatmak, o ya da bu gazetenin yayınını durdurmak kimsenin aklına bile gelmiyor. Çünkü ‘küçük’ bir fark var ABD’yle aramızda… 

Haberin tanımlarından biri şudur: “Bazıları, bazı şeylerin bazı yerlerde yayınlanmasını istemez, işte o şeylere ‘haber’ diyoruz.” (John Keane)

Hükümetin işi devleti yönetmektir, gazetecinin işi de haber yazmak. Esas olan, herkesin kendi işini en iyi yapması. Yani, hükümetin haber yazdırmaya, medyanın da devlet yönetmeye kalkışmaması…Ve birbirlerinin işini yapmasına karışmaması.

İşin doğası gereği devlet yönetimi bazı ‘şey’lerin gizli kalmasını gerektirir; habercilik ise o ‘şey’lerin açığa çıkarılmasını.

Ve tıpkı gerçekler gibi devlet sırlarının da er ya da geç suyüzüne çıkmak gibi bir huyu var işte.

Taraf’ın ‘MGK kararları’na ilişkin haberleri, ‘Pentagon Belgeleri’ni getirdi aklıma. 1971’de Amerikan yönetimi ile The New York Times’ı karşı karşıya getiren ve gazetecilik tarihine ‘Pentagon Belgeleri Vakası’ diye geçen süreci bilmem hatırlar mısınız?

ABD Savunma Bakanlığı mühürlü belgeler, Amerikan yönetimlerinin Vietnam Savaşı’na ilişkin olarak yıllardır halktan gerçekleri sakladığını ortaya koyuyordu. ABD’nin 1945 ile 1968 yılları arasında izlediği Güneydoğu Asya politikalarındaki hesap hataları, çuvallamaları, kendi halkına yönelik yanıltmaca ve kandırmacaları 47 cilt halinde gözler önüne seriliyordu belgelerde.

Amerikan halkının savaş konusunda ikiyi bölündüğü, bir kutuplaşmanın hakim olduğu, yönetimin ‘Vietnam batağı’ndan nasıl kurtulacağını kara kara düşündüğü bir dönemdi. Kısaca, mesele ziyadesiyle hassastı.

Yazım ekibindeki Daniel Ellsberg ‘daha fazla dayanamayıp’ belgeleri sızdırmaya karar vermiş ve aracı olarak da The New York Times’ı seçmişti. Gazete son derece titiz bir çalışma ve o derece sancılı bir karar alma sürecinden sonra, belgeleri yayınlamaya başladı. Ve kıyamet koptu…

Dışişleri Bakanı Kissinger, Başkan Nixon küplere bindi. Hakaretler, tehditler havada uçuştu. Gazete hırsızlıktan, komploculuktan vatan hainliğine uzanan bir yelpazede bombardıma tabi tutuldu. Ama belgeleri yayınlamayı sürdürdüler. Ta ki Beyaz Saray’ın girişimi üzerine yerel mahkeme yayın durdurma kararı verene kadar…

Kararın gerekçesi The New York Times’ın söz konusu belgeleri yayınlayarak ulusal çıkarları tehlikeye attığıydı. Gazete, kararın Anayasa’nın ihlali olduğu iddiasıyla temyize gitti.

Dava nihayet ABD Anayasa Mahkemesi’nin önüne geldi. Nefeslerin tutulduğu günlerin ardından ABD Anayasa Mahkemesi son sözü söyledi: Yönetimin gerekçesi dayanaktan yoksun; son derece istisnai durumlar hariç, basın özgürlüğü mutlaktır.

Savcılar göreve çağrıldığına, soruşturma açıldığına göre benzer bir süreç bizde de başlayacak yakında. Haberleri yazan Mehmet Baransu hakkında ‘Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken belgeleri açıklama’ suçundan söz ediliyor. Bir başka deyişle iddia makamının eli bir hayli zayıf!

Ama burası Türkiye. Hiçbir özgürlüğün, hakkın garantisi yok. Hapishaneler, ‘gazetecilik faaliyeti olmayan faaliyetler’den ötürü tutuklu ya da hüküm giymiş gazetecilerle dolu… Biri çıkıyor biri giriyor.

Bakın, ABD gazeteleri aylardır Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) ‘Çok Gizli’ damgalı belgelerini yayınlıyor çarşaf çarşaf. NSA’in nasıl bir ‘global telekulak ağı’ kurduğu yazılıp çiziliyor. ABD devleti açısından ne Pentagon Belgeleri’yle ne Watergate‘le, hatta ne de WikiLeaks‘la kıyaslanabilecek bir durum söz konusu. En mahrem sırları deşifre olmuş durumda ABD devletinin.

Ama… Ama herhangi bir muhabire soruşturma başlatmak, o ya da bu gazetenin yayınını durdurmak kimsenin aklına bile gelmiyor.

Çünkü ve ne yazık ki ‘küçük’ bir fark var aramızda… Amerikan Anayasası basın özgürlüğünü tek bir cümleyle düzenler: “Kongre basın özgürlüğünü kısıtlayıcı hiçbir kanun çıkaramaz.”*

Ya bizde?

* 15 Aralık 1792 tarihli Birinci Anayasa Değişikliği’nde (First Amendment) şöyle denir: “Kongre bir dinin kurumsallaşması ile ilgili, ya da özgür ifadeden yararlanılmasını yasaklayan; ya da ifade, ya da basın özgürlüğünü; ya da kişilerin barışçı biçimde toplanma, veya hükümete şikayetlere çözüm bulunması için dilekçe verme hakkını kısıtlayan hiçbir yasa yapamaz.” 

İngilizcesi: “Congress shall make no law respecting an establishment of religion, or prohibiting the free speech exercise thereof; or abridging the freedom of speech, or of the press; or the right of the people peacably to assemble, and to petition the Government for a redress of grievances.”

Taraf, 8 Aralık 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Dünya, Türkiye içinde yayınlandı ve , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s