De ja vu

Türkiye bir bütün olarak züccaciye dükkanına girmiş bir fili andırıyor bugünlerde. Malum, ‘Yeni Türkiye’nin İstiklal Mücadelesi’ni başlattı Başbakan Erdoğan.Gezi eylemleri sırasında sergilenen tavır, şimdi yolsuzluk operesyonuna karşı ortaya konuyor. Mantık aynı, dil aynı, amaç aynı… Hedef, ‘Yeni Türkiye’ ve o hedefe ulaşmak için her yol mübah…
Üç kuruşa takla atılan bir ülkede 732 gündür para değil adalet diye haykırıyor Roboskililer…
Bir gazeteci, handiyse ‘savaş nedeni’ sayılacak bir ‘cümle’yi iddia bile değil, düpedüz ‘vakıa’ gibi yazıyorsa şöyle ya da böyle kaynak göstermesi gerekmez mi?…
İstifacı vekiller, Erdoğan Gezi eylemlerinde öldürülen gençler için, “Bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi polise direnirken ölüyor…” dediğinde neredeydi?

Türkiye bir bütün olarak züccaciye dükkanına girmiş bir fili andırıyor bugünlerde. Her yer darmadağın.
Siyaset allak bullak, emniyet bölünmüş, yargı yarılmış, piyasalar çakılmış durumda. Medya deseniz evlere şenlik.
Malum, ‘Yeni Türkiye’nin İstiklal Mücadelesi’ni başlattı Başbakan Erdoğan. Bu mücadele Türkiye’yi nasıl bir noktaya sürükleyecek? Belli değil ame pek hayırlara vesile olmayacağını söylemek felaket tellallığı olmaz herhalde.
İlk ipucunu önceki akşam İstanbul’da gördük. Handiyse de ja vu yaşadık. Gezi günlerine döndük. Taksim’de yolsuzlukları, hükümetin yargıya müdahelesini, antidemokratik söylem ve uygulamaları protesto etme, temiz ve demokratik bir Türkiye isteme hakkı tanınmadı insanlara. Yine ölçüsüz şiddet uygulandı polis tarafından.
Atatürk Havalimanı’nda ise Erdoğan, kendi kafasındaki ‘Yeni Türkiye’yi’ resmediyordu kelimelerle. Ekonomik büyüklükten, döviz rezervlerinden, havalimanı sayısından falan bahsediyordu. Türkiye’nin büyüyüp güçlenmesini istemeyenlerin ‘son taarruz’undan, bir büyük ‘komplo’dan bahsediyordu.
De ja vu demem bundan. Gezi eylemleri sırasında sergilenen tavır, şimdi yolsuzluk operesyonuna karşı ortaya konuyor. Mantık aynı, dil aynı, amaç aynı… Hedef, ‘Yeni Türkiye’ ve o hedefe ulaşmak için her yol mübah.

Dersim, Roboski

Son günlerde okuduğum en ‘dokunaklı’ haberdi. İki gün önce Zaman gazetesinde Ahmet Görçüm imzasıyla yayınlandı. Şöyle başlıyordu: “Uludere’de (Roboski, E.G.) askerî jetler tarafından hedef alınan ve 34 köylünün ölümüyle sonuçlanan katliam 3. yılına girmek üzere. Faillerin ortaya çıkarılmamasına tepki gösteren aileler, devletin her can için verdiği 123 bin liraya dokunmadı. 4 milyon lirayı aşkın tazminat, Ankara’ya geri gitti. Adil yargılama isteyen aileler, para değil adalet peşinde olduklarını söyledi.”
Üç kuruşa takla atılan bir ülkede 732 gündür para değil adalet diye haykırıyor Roboskililer. Dün yıldönönümünde bir kez daha haykırdılar.
Kim tecelli ettirecek bu adaleti? Kim hesap soracak faillerden? Kim özür dileyecek mağdur ailelerden? Hükümet elbet… Tabii nerdeyse 80 yıl önce gerçekleştirilmiş Dersim katliamını hesabını sormaktan, ‘dönemin CHP hükümeti ‘ adına özür dilemekten vakit kalırsa…

Sizi Gezi’de de görmek isterdik

AKP’den istifa eden milletvekili sayısı yediye ulaştı. Hepsinin kendine göre gerekçeleri var. Ama hepsinin ortak vurgusu, demokrasi, hukukun üstünlüğü, adalet, vicdan, iman…
Ayıptır sorması, üç gün öncesine kadar çeşit çeşit makamlarda hizmet ettiğiniz bu hükümet, bu başbakan her şey bir yana, Gezi eylemlerinde öldürülen gençler için, “Bir kişi, iki kişi, üç kişi, dört kişi polise direnirken ölüyor…” dediğinde neredeydiniz?

Ak yazmalım

“17 Aralık darbe girişimi başlamadan kısa bir süre önce Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zeyid, dar kapsamlı bir toplantıda, ‘Bizim bütün çabamız Türkiye’yi Mısır’a çevirmek’ diyerek operasyonun ipuçlarını verdi.
Mısır darbesinin bir Suudi Arabistan-Birleşik Arap Emirlikleri ortak operasyonu olduğu unutulmamalı.
Daha doğrusu ABD’nin verdiği Mısır ihalesi.”
Bu satırlar 27 Aralık tarihli Yeni Şafak gazetesinde yayınlandı. Altında Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi’nin imzası var. Kendisi yıllarca muhabirlik, editörlük yaptı. Uzun süredir köşe de yazıyor. Halihazırda ‘yeni Ankara’nın nabzını en iyi tutan gazetecilerden biri olarak biliniyor. Sık sık başbakanın, bakanların seyahatlarine katılıyor. Kısaca, tecrübeli, enforme bir gazeteci Selvi. Bu özelliklerinden ötürü anaakım medya dahil televizyon programlarında görüşlerine, yorumlarına başvuruluyor.
İyi güzel ama bu ‘çap’ta bir gazeteci, handiyse ‘savaş nedeni’ sayılacak bir ‘cümle’yi iddia bile değil, düpedüz ‘vakıa’ gibi yazıyorsa şöyle ya da böyle kaynak göstermesi gerekmez mi? Hani en azından adının açıklanmasını bir yetkili gibisinden. Ya da bir istihbarat görevlisi… Hiç yoksa bir hükümet mensubu…
Yoksa bir yerlerde mi duydu, okudu bunu Selvi? O da belli değil.
Belli olan şu: ABD, İsrail, neoconlar, Yahudi lobisi, yani şu meşhur ‘olağan şüpheliler’ listesine son sıradan giriş yaptı Birleşik Arap Emirlikleri…

Taraf, 29 Aralık 2013

Reklamlar

About Erdal Güven

Journalist
Bu yazı Uncategorized içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s